HARBİ GACI (BİR MY FAIR LADY UYARLAMASI)

 

HARBİ GACI

(Bu uyarlama sırasında bana sosyolojik özellikler konusunda destek veren www.cingeneyiz.org editörü Sayın Ali Mezarcıoğlu'na sonsuz teşekkürlerimle)



Nazlı

Ender Bey

Yaşlı Prof. (YP.)

Baba

Aysu

Cem

Deniz

Hizmetçi 

                                                                                   1. Perde

1. Sahne

 

 

Yağmurlu bir kış günü. Opera dağılmış. İki dil profesörü konuşarak sokakta yürüyorlar. (Salonun içinden geçebilirler konuşurken.)

 

Ender Bey_                 Güzeldi gerçekten. Bu gösteriyi Amerika’da da seyretmiştim. Amerika demişken, yeni bir program ve kayıt cihazı getirttim oradan. Mutlaka görmelisiniz üstad.

 

YP._                             Öyle mi, çok görmek isterim.

 

Ender Bey_                 Evde kurduğum kayıt stüdyom da böylece tamamlanmış oldu. Artık diksiyon koçluğuna evden devam edebilirim.

 

YP._                            Akademik çalışmalardan çok diksiyon koçluğunu tercih ediyorsunuz galiba.

 

Ender Bey_                  (Güler.) Valla para orada. Devir zor. Parasız da olmuyor, malum...

 

Konuşmaları diğer konuşma ve bağırışlara karışır.

 

Bu sırada sahnede çiçekçiler çiçek satmaya çalışmaktadır.

 

Nazlı_                          Yakışıklı abim, gül gibi sevgilin var, al bir çiçek de benden.

 

Cem taksi diye koşarken çiçekçi kıza çarpar ve kızın elindeki çiçekler dağılır.

 

Nazlı_                          Ne yaptın be abim. Sermayeyi dağıttın.

 

Cem_                           Çok pardon. İstemeden oldu. (Çiçekleri toparlamaya çalışır.)

 

Cem’in yanındaki kız sinirli sinirli:

 

Kız _                            Cem, hemen bir taksi çevirir misin, dondum burada.

 

Cem kıza başıyla özür diler gibi selam verip koşarak uzaklaşır.

 

Profesörler sahneye ulaşır. Ender Bey Kızın konuşmasıyla ilgilenir. Bu sırada taksi bekleyenler sahnenin öbür yanına doğru bakmakta, el sallamaktadır. YP. de arkalarında durup taksi sırasının kendisine gelmesini bekler. Nazlı YP:’ye yaklaşır.

 

Nazlı_                         Beyamca, bu soğukta siftah senden olsun. Sabahtan beri bir çiçek satamadım. Al, sana 50 liraya veririm. Akşam pazarı. Sadece senin için bak.

 

Ender Bey_                 Kuştepe. Ailen kısmen Sepetçi kısmen de Selanik’li muhacırladan. Ama sen doğma büyüme Kuştepelilisin.

 

Nazlı_                         Roman mısın sen de be abi? Bak madem Romansın, bırakma bizi gacolara, sen al şu güllerden.

 

Ender Bey_                 Gördünüz mü üstadım, yeni programım ve teknik donanımım sayesinde İstanbul’da yaşayan tüm etnik grupları konuşmalarından ayırt edebiliyorum. Hem de geldikleri köylere kadar.

 

YP._                            Çok etkileyici, de bu bilgi nerede işinize yarıyor? Yeni bir tez falan mı hazırlıyorsunuz?

 

Ender Bey_                 Yok canım, akademik çalışmalara uzun süredir ara verdim. Ama doğrudur. Doktora tezim Roman şiveleri üzerineydi. İnanın, dil koçluğunda öyle bir para var ki, memleketteki şivelerin ne kadarını bilsem o kadar çok para kazanıyorum.

 

Nazlı_                         Beyabim okumuş, bak her bir şeyi öğrenmiş.

 

YP:_                            Sonunda bir şeye benziyor mu bari konuşmaları. Türkçe’yi düzgün konuşuyorum diyen nice insan gördük. Onlar gibi olmasınlar sakın.

 

Ender Bey_                 Aşkolsun üstadım. Düzgün Türkçe konuşuyorlar diyorsam, gerçekten bunu öğretiyorum herhalde. Benim diksiyon öğrettiklerim, bugün duvarına antikacıdan alınma paşa portresi asıyor da, herkese dedem diyip inandırıyor. (Güler)

 

YP._                             Şu Çingene kızını da adam edin de göreyim o zaman.

 

Ender Bey_                 Oo, yaman bir meydan okuma. Demek bu Çingene güzelini hanımefendi yapmamı istiyorsunuz. Hani yerli filmlerdeki gibi. Hay hay.  Hatta onu 1 ayda öyle bir eğitirim ki, en sosyetik kokteylde, yabancı ülkede okumuş bir uzman olarak tanıtırım, kimse de yadırgamaz. Evet, haydi ben ciddiyim. Ödülümü siz belirleyin.

 

YP._                            Madem bu kadar iddialısınız, dediğinizi başarırsanız, o hep istediğiniz el yazması sizin.

 

 

Ender Bey_                 Gerçekten mi? O el yazması için her şeyi yaparım. Tamamdır. Sözünüzü unutmayın ama sonra.

 

Ender Bey kızın yanına gider.

 

Ender Bey_                 Bak kızım, benim eve 2. bir hizmetçi gerek. Sen ev işlerine yatkın birine benziyorsun. İlgilenirsen kartta yazan adrese gel. İşe hemen başla. Uygun bir maaş ve sigorta yaptırırım. Al, bu akşamlık da bu kadar. (Sepete bir miktar para atar).

 

Taksi diye seslenip giderler.

Kız arkalarından bakar. Parayı çıkarıp saçına sürebilir.

 

 

 

2. Sahne

 

Ender Bey’in evi. Modern, şık bir salon, bir yanda kayıt stüdyosu, monitörler, teknik cihazlar. YP. cihazları deneyip yorum yapmakta. Baş röntgenlerini incelemekte.

 

Ender Bey_                  Bir viski alalım mı?

 

YP_                             Evet, lütfen. Stüdyonuzdan çok etkilendim. Keşke burada yaptığınız araştırmaları bir makaleye dönüştürseniz.

 

Ender Bey_                 Belki bir gün. Ama şu aralar pek düşünmüyorum. (Bir yandan viski koyar.)

 

Hizmetçi_                    Efendim bir kızla bir adam sizi görmek istiyor.

 

Ender Bey_                  Kimmiş? Misafir beklemiyordum.

 

Hizmetçi_                   Tanıdığınız kişiler olduğunu sanmıyorum, efendim. Şey, Romanlar sanırım.

 

Ender Bey_                 Haa, al bakalım içeri.  (YP’e)  Çiçekçi kızı tamamen unutmuşum. Ama iddiamızı unuttum sanmayın sakın. (Güler.)

 

Kız ve babası salona girerler.

 

Baba_                          İyi günler beyim. Ender Bey’le görüşecektik. Sen misin?

 

Ender Bey_                 Aydoğdu mahallesi. Ama uzun yıllardır İstanbul’da yaşıyorsun. Evet, konu neydi?

                       

Baba_                         Kızımıza iş verecekmişsin beyim. Onun için geldik. Bir bakalım dedik. Nasıl bir evmiş, ne iş yapacakmış.

 

Ender Bey_                 Bakın bakalım. Bildiğiniz ev işi işte. Nebahat bakar işlerime. Ama ev büyük. Ben de ona bir yardımcı alayım dedim. Ücret tatminkâr. Sigorta da olacak.

 

Baba_                          (Evi biraz inceler. YP.’ü görür) Ben sizi televizyonda görmüştüm.

 

Ender Bey_                 Evet, hocamız ünlüdür. Dil ve edebiyat hakkında konferanslar verir televizyonda.

 

Baba_                          Bak beyim, bizim çocuğumuz herşeyimizdir. Niyetin kötüyse, buna bir şey olursa, yaşına başına bakmam, 2 elim yakandadır. Dünyayı dar ederim sana.

 

Ender Bey_                 (Güler) Dur dur. Ne yapacağım kızına? Merak etme. Hizmetçilik yapacak işte. Bizim Nebahat gibi. Nebahat!

 

Hizmetçi_                    Buyrun efendim.

 

Ender Bey_                 Ne zamandır sana bir yardımcı arıyorduk ya. Al sana yardımcı. Anlat bakalım neler yapacağını.

 

Hizmetçi_                    Sabah erken kalkarız, beyefendinin kahvaltısını hazırlarız. Sen kahve servisi yaparsın. Sonra ortalığı toplarız. Ben alışverişe giderim. Sen o sırada ütüleri halledersin. Yemekleri bu evde ben yaparım. Bunun dışında toz alma, temizlik falan, günlük işler yani.

 

Baba_                          Yatılı mı kalsın istiyorsun bir de?

 

Ender Bey_                 Valla Nebahat’in odası aşağıda. Yanında bir boş oda daha var. Orada kalırlar. Ama her sabah buraya gelene kadar yollarda perişan olsun istiyorsan, ben karışmam, fazladan yol parası da vermem, bilesin.

 

Baba bir süre düşünür.

 

Baba_                          Ben insan sarrafıyımdır. Sen iyi birine benziyorsun. Beyamca da tanıdık. Ama bir sakal at teselli niyetine. Kızım yaban ellere gidiyor. Bir daha ne zaman görürüm kim bilir.

 

Ender Bey_                 Haftalık izninde görürsün. Neyse, al şu parayı. Kız da hemen işe başlasın.

 

Baba_                          (kızına, alçak sesle) Bana bak, canını sıkan bir şey olursa hemen haber yolla, yıkayım burayı. Hadi bana eyvallah.

 

Baba çıkar.,

 

Ender Bey_                  Nebahat!

 

Nebahat_                      Buyrun, efendim.

 

Ender Bey_                 Şu kıza aşağıdaki odayı hazırla. Aysu’dan kalan birkaç parça eşya vardı, onlardan ver, adam gibi giyinsin. Akşam yemeğini mutfakta seninle yer. Bugün daha fazla gözüme görünmesin.

 

Kız ve hizmetçi çıkarlar.

 

Ender Bey_                  1 ay boyunda bu suratı göreceğimi düşündükçe...

 

YP._                             Çirkin değil kızcağız. Hatta eli yüzü düzgün sayılır.

 

Ender Bey_                 Aman eksik kalsın. En son kız arkadaşımdan ayrılalı 2 ay oldu. Bir kadına daha tahammül edemem. Ama bu içerdeki mesleki açıdan ilginç bir araştırma olacak, o başka. Yoksa kadınlar hakkındaki fikirlerimi biliyorsunuz. Yapmacık yapmacık haller, duygu sömürüleri, söz verip tutmamalar. Kendine saygısı olan, doğal, normal bir kadın görsem yarın evlenirdim, ama nerede.

 

YP._                            O kadar ümitsiz olmayın canım, daha gençsiniz.

 

Ender Bey_                 Biraz züppelik gibi gelecek kulağa ama, kendi eserim olmayan hiçbir şeyi beğenmez oldum.

 

YP._                            Eyvah eyvah, Pigmallion efsanesi gibi yani.

 

Ender Bey_                 Aynen öyle. Eh, öyle bir şey de olamayacağına göre, artık ümidim yok.

 

YP._                            Bu arada bu kız iddia konusun dan ve diksiyon çalışacağından bihaber mi, yoksa ben mi bir şey atladım?

 

Ender Bey_                 Aynen gördüğünüz gibi. Kız hizmetçilik yapacağını sanıyor. Ne deseydim, özellikle babasına, kızına fonetik dersleri vereceğim, diksiyon öğreteceğim desem sizce anlar mıydı? Hem yalan sayılmaz. Bir yandan ütü falan yapar işte. (güler)

 

YP._                            Valla sizden korkulur.

 

Ender Bey_                 Bu arada size bir teklifim var. Bu süreci bir makaleye çevirmeye ne dersiniz? Deneyi ben yapayım, makaleyi siz yazın. Hem madem 1 ay bu kızla uğraşacağım, en azından siz de bana can yoldaşı olursunuz.

 

YP_                             Bilmem ki. Aslında olabilir. Bu aralar üniversitede fazla işim yok.

 

Prof_                           Lütfen hocam, ısrar ediyorum.

 

YP_                             Eh, pekala. İddiayı kazanacağınızdan şüpheliyim, ama makale konusu gerçekten reddedemeyeceğim bir teklif.  Her sabah 10.00’da buradayım o zaman.

 

 

 

3. Sahne


Profesörün evi. Ender Bey salonun bir köşesindeki ofisinde bilgisayar başında çalışmaktadır. YP de kayıt odasındaki çizelgeleri incelemektedir.

 

Ender Bey_                 Nazlı!

 

Nazlı gelir.

 

Nazlı_                         Buyur abicim.  

 

Ender Bey_                 Gel bakalım, Nazlı. Konuşmamız gereken bir konu var. Benim evimde bu Türkçe’yle konuşamazsın. Telefona bakman gerekecek, ne bileyim, misafire hizmet edeceksin. Ben bir dil hocası olduğuma göre, benim yanımda çalışacaksan senin de dilini düzeltmen, kibar konuşmayı öğrenmen gerek.

 

Nazlı_                          Ne varmış dilimde abicim? Herkes anlıyor işte ne dediğimi.

 

Ender Bey_                 Sana şöyle bir teklifte bulunayım: Benim vereceğim alıştırmaları yap, her gün çalış, ben de seni 1 ayda sosyeteye sokayım. (Y.P.’e gizlice göz kırpar.) Gider, bizim klübün bahar kokteyline katılırız. İnsanları kandırabilirsek, yapımcı arkadaşlarla konuşur, senin bir magazin programında çalışmanı sağlarım. Nasıl? Meşhur olursun. Birçok yapımcı dostum var. Ama dediğim gibi, öncelikle bir hanımefendi gibi davranmayı ve konuşmayı öğreneceksin. Sabahları seyredip durduğun programlardan birinde çalışmak istemez misin?

 

Nazlı_                         İstemez miyim abi. Daha ne isterim. Çalışırım, ne olacak, öğreneceğim şey yabancı dil değil ki. Kendi dilim. Biraz kokoşluk öğreneceğim, o kadar.

 

Ender Bey_                 O kadar kolay değil. Bir kere “abicim” demeyi keseceksin. Ender Bey diyeceksin. Hocamıza da hocam diyebilirsin. Küfretmek, argo konuşmak kesinlikle yasak. Nebahat’e söyleyeceğim, işlerini azaltsın. Zamanının çoğunu benim vereceğim dersleri çalışmakla geçireceksin. Millet benden bunları öğrenmek için çuvalla para veriyor. Sen ise üstüne para alacaksın. Kısacası başına talih kuşu kondu. Ne dersin bu işe?

 

Nazlı_                         Allah derim. Abi, yani Ender Bey, gel sana bol şekerli bir kahve yapayım, ağzının tadı yerine gelsin. Kısmetini de söylerim.

 

Ender Bey_                  Fal mal istemem. Öyle saçma sapan şeylere inanmam ben.

 

Nazlı_                          Fala inanma ama falsız kalma abi.

 

Ender Bey_                 Of, her lafa da bir laf. Kahve istemem. Gel hemen çalışmaya başlayacağız. Bakalım ne durumdayız. (kayıt odasına geçerler.) Alfabeyi say bakalım.

 

Nazlı sayar, bazı harfleri yanlış söyler.

 

Ender Bey_                 Pekala. İlk iş temrinlerden başlıyoruz. Her harfi tek tek çalışacaksın. Burada yazanlardan başla. Konuştukça şu düğmeye bas. Bu sesini kaydedecek ve analiz edecek.

 

Kız çalışmaya başlar. Ender Bey salona geçer.

 

Sahne kararır.

 

4. Sahne


Çingene mahallesi. Nazlı’nın babası evin önünde oturmuş, çevresine arkadaşlarını toplamıştır. O sırada düğün alayı geçebilir.

 

Komşu_                       Muammer amca, senin kız nerede. Yok ortalarda ne zamandır. Onu ne zaman evlendireceğiz?

 

Baba_                          Benim kız büyük bir adamın evinde iş buldu. Hizmetçilik yapıyor. Başka hizmetçiler, uşaklar da var. Hiç yorulmuyor. Paraya da para demiyor. Rahatı yerinde. Hafta sonları bile gelmiyor artık buraya. Koskoca ev tabii. Manzara, mobilyalar. Yediği önünde, yemediği ardında.

 

Komşu2_                     Deme ya. Talih kuşu konmuş başınıza.

 

Baba_                          Artık ona bulacağımız koca da ona göre olacak tabii.

 

Komşu_                       Vay vay.

 

Baba_                          Zaten yakında bir de araba alırız. Yaz gelmeden bu mahalleden de taşınacağız.

 

O sırada düğün alayı geçer. Danslar, müzikler. Sahne kararır. Dekor değişirken müzik ve gürültüler devam eder. Diğer sahne başlayacağı zaman müzik kesilir.

 

5. Sahne

*********************

Salon. Kız kayıt odasında çalışmaktadır. Ender Bey ve Y.P. de salonda oturmaktadır. Ender Bey kayıt odasına gider.

 

Ender Bey_                 Olmuyor. Hala h harfini düzgün söyleyemiyorsun. Şunu söyle: Hakkâri ve Hatay’da yazın hava hep sıcak olur.          

 

Nazlı tamamen yanlış söyler.

 

Ender Bey_                 Bu mu çalıştım dediğin? (Sinirlenmeye başlar) Ha, ha, ha. Karnından destek alacaksın. Göbek atar gibi.

 

Kız göbek atar gibi yapıp ses çıkarmayı dener, ama yine yanlış okur. Ender Bey sinirlenir.

 

Ender Bey_                 (Stüdyonun içinde, aynısı salonda da olan bir monitör açılır.) Ha ha ha. Bak, resmi görüyor musun? Bu harfi doğru söylediğinde resim parlayacak. Bunca zamandır çalışıyorsun. Bunu da söyleyemezsen her şeyi unut zaten, mahallene dön. Senden hiçbir şey olmaz. Sabah programını falan, her şeyi unut.

 

              

Nazlı üzülür. Gayretle çalışmaya devam eder. Ender Bey kızı kayıt odasında çalışır halde bırakır, kapıyı kapar, salona geçer. Kendine bir viski koyar. Bir yandan da salondaki monitöre bakmaktadır. Kayıt odasındaki ses duyulmamaktadır. Sadece monitörden takip etmektedir çalışmayı.

 

Ender Bey_                 Bu sesi daha fazla duyamayacağım. Başıma ağrılar girdi. Viski alır mısınız?

 

YP_                             Hayır, teşekkürler. Bence akıntıya kürek çekiyorsunuz. Gelin, iddiayı unutalım. Zavallının iddiadan da haberi yok, sabah programına çıkacağım diye çalışıp duruyor. Bu kıza yaptıklarınız bence insan haklarına aykırı bir hal alıyor gittikçe.

 

Ender Bey_                 Hayır, hocam. Bu kıza ne kadar kızsam yeridir. Ben onu adam etmek için günlerdir uykusuz, gece gündüz demeden çalışıyorum, oysa tembellik edip sıcak ve lüks bir evin tadını çıkarıyor. Ayrıca sabah programı konusunu merak etmeyin. Kimseyi kandırmış değilim. Her şey bittiğinde hala bunu istiyorsa, diksiyonunu düzelttiğim ve bana minnettar olan yapımcı bir arkadaş var, onunla tanıştırırım. Beni kırmaz. O günleri görebilirsek tabii.

 

Ender bey kendini koltuğa atar. Bir yandan da monitöre bakmaktadır. Kız içerde çalışırken monitör parlamaya başlar. Ender Bey önce gözlerine inanamaz, sonra ayağa kalkar ve kayıt odasının kapısını açar.

 

Nazlı_                         Ha, ha, ha. (Ender Bey’e ümitle bakar) Ha, ha, ha. Hakkari ve Hatay’da yazın hava hep sıcak olur.

 

Ender Bey_                  (kayıt odasına girer) Bir daha söyle bakayım.

 

Nazlı_                          Hakkari ve Hatay’da hava yazın hep sıcak olur.

 

Y.P. de odaya gelir.

 

Nazlı_                          Hakkari ve Hatay’da hava yazın hep sıcak olur.

 

 

(Bu ritmik bir şekilde bir göbek havasına dönüştürülebilir. Hocalar el çırparak kıza destek verebilirler. Kız göbek atarak bu ritimde cümleyi tekrarlayabilir. Bir darbuka buna eşlik edebilir.)

 

Sahne kararır.

 

2. Perde

 

1. Sahne

 

Başka bir gün, kıyafetler farklı. Kız kayıt odasında çalışmaktadır.

 

Nazlı_                         Erzurum ve Erzincan’da kışın ekseriya eksi dereceler görülür. Challenge, time schedule, adaptasyon, senkronizasyon... (2şer kere söyler.)

 

Ender Bey bilgisayar başındadır. YP. Gelir.

 

YP._                             Evet, nasılız bugün?

 

Nazlı_                          Teşekkür ederim, efendim. Siz nasılsınız?

 

YP._                             Ben de iyiyim, kızım. (Ender Bey’e takdir eder şekilde bakar.)

 

Prof_                           Nazlı, sen hazırlan istersen. Aysu Hanım birazdan gelir, alışverişe çıkarsınız.

 

Nazlı başıyla onaylayıp içeri gider.

 

YP_                              Ne alışverişi bu?

 

Ender Bey_                 Nazlı’nın kokteyl için kıyafete ihtiyacı var, biliyorsunuz. Pek zamanımız kalmadı. Eh, ben de kadın elbisesinden anlamam. Bu konuda ona en iyi yardımı, bir moda yazarı olarak Aysu’nun vereceğini düşündüm.

 

YP_                              Hm.

 

Ender Bey_                 Hem, artık bir deneme yapmamızın zamanı geldi bence. Yani kokteylden önce.

 

YP_                             Güzel düşünmüşsünüz. Hep evde çalıştı. Biraz insan içine çıkmalı.

 

Ender Bey_                 Aysu’ya deneyimizden bahsettim, çok ilgilendi. Nazlı’yı görmek için sabırsızlanıyor. Tabii kıza deneyden haberdar olduğunu belli etmeyecek. Anadolu’dan yeni gelmiş uzak bir akrabammış gibi davranacak. Biraz alışveriş yapsınlar, ne bileyim cafelerde falan otursunlar diyorum. Aysu bir kaç arkadaşını da çağıracak. Nazlı biraz sosyalleşir, bu ortamlara alışır, kokteylde de çok yabancılık çekmez.  Böylece kendine güveni gelir diye düşünüyorum.

 

YP_                             Katılıyorum. İyi bir alıştırma olur. Bu arada Aysu’yu çıkaramadım, kimdi o?

 

Kapı çalınır.

 

Ender Bey_                  Hah, Aysu’dur bu, görünce hatırlayacaksınız.

 

Aysu gelir. Ender Bey’i öper. YP.’un elini sıkar

 

Ender Bey_                  Merhaba, canım. Hocamızı tanıyorsundur.

 

YP_                              Nasılsınız?

 

Aysu_                          Mersi, siz?

 

YP_                              Teşekkür ederim, ben de iyiyim.

 

Aysu_                          Ee, nerede bakalım yaban gülü? (Güler) Yerli film tadında bir olaya girmişsin, bravo Valla. Kafasında kitapla yürüme alıştırması da yaptırdın mı kıza?

 

Ender Bey amma da yaptın der gibi bakar, güler.

 

Ender Bey_                  Nazlı!

 

Nazlı gelir. Aysu kızı süzer, biraz bozulur, ama belli etmez.

 

Ender Bey_                 Bak, seni kiminle tanıştıracağım. Aysu hanım benim çok eski dostumdur. Sana kıyafet seçme konusunda yardımcı olacak. Kendisi moda yazarıdır.

 

Nazlı_                          (elini sıkar) Çok memnun oldum.

 

Aysu_                          Ben de.

 

Prof_                           Nazlı da benim Hatay’dan uzak bir akrabam. (Aysu’ya göz kırpar)

                                    Aysu’cuğum, bir şey alır mıydın, çay, kahve?

 

Aysu_                          Hayır, teşekkürler. Bence bir an önce çıkalım. Akraban İstanbul’u merak ediyordur. (Kıza belli etmeden Ender Bey’e göz kırpar.) Görüşürüz. (YP’e ) İyi günler.

 

YP_                              İyi günler.

 

Ender Bey_                  İyi eğlenceler.

 

Kızlar sahneden çıkar.

 

YP._                            Aysu eski kız arkadaşınız değil mi? Görünce hatırladım. Sorun yaratmasın? Kadınları bilirsiniz.

 

Ender Bey_                 Yok canım, ne sorunu. Benden bir beklentisi yok ki artık, hem onu mu kıskanacak? (güler)

 

YP._                            Başkaları da gelecek demiştiniz. Onlar nasıl birileriymiş? Kızı hor görmesinler.

 

Ender Bey_                 Aysu işyerinden birkaç arkadaşını çağıracak. Çok önemsenecek bir durum değil. Baktılar Nazlı pot kırmaya başladı, cepten çağrı aldım diyip kaçarlar. Bence büyük sınav öncesi ona çok iyi gelecek bu alıştırma.

 

YP._                             Bu kızcağız için hayırlısı olsun da, hadi bakalım.

 

 

Sahne kararır.

 

2. Sahne

 

Şık bir sokak. Aysu ve Nazlı bir dükkândan çıkıp diğerine girer. (Müzik eşliğinde olabilir, müziği sokak çalgıcıları çalabilir.) Konuşup gülüşen insan sesleri duyulmaktadır.

 

Aysu_                          Tüm alışverişi tamamladık bence. Biraz dinlenmeye ne dersin?

 

Nazlı_                          Tabii, çok iyi olur.

 

Aysu_                          Şu cafede oturalım. Birazdan birkaç arkadaşım da gelecek. Azıcık çene çalarız.

 

Cafe’nin dışardaki masalarından birine yerleşirler. Garson gelir.

 

Aysu_                          Bana bir Americano lütfen. Sen ne alırdın?

 

Nazlı_                         Ben de zahmet olmazsa bir Macchiato rica edeyim lütfen. Bir dilim de çikolatalı pasta lütfen. Şu resimdekini istiyorum. (Menüyü gösterir) Teşekkür ederim.

 

Aysu_                          Kokteyle çok uygun bir kıyafet aldık bence. Ayakkabı ve çantan da harika. (Paketten çıkarıp çantaya bakar.) Ender ağabeyin seni çok seviyor olmalı. Senin için bu kadar para harcadığına göre.

 

Nazlı_                         Eksik olmasın, çok cömerttir. Size de çok teşekkür ederim. Alışverişe yardım ettiğiniz için.

 

Aysu_                          Lütfen, şekerim, bana siz demene gerek yok. Kendimi çok yaşlı hissediyorum. (güler)

 

İçecekler gelir.

 

Nazlı_                          Mersi, teşekkür ederim. (çayı ve pastayı alır) Zahmet oldu.

 

Aysu_                          Yalnız kilona pek dikkat etmiyorsun galiba. Böyle pastalar falan. Bak, sonra sığamazsın kokteyl elbisesinin içine. Örneğin ben haftada 3 gün gym’e giderim. Pilates’imi de ihmal etmem. Ardından da sauna ve şok havuzu tabii.

 

Kız anlamaz gözlerle bakar. Aysu sinsice güler.

Arkadaşlar gelir. Bir kız, bir erkek olabilir. Erkek, 1. sahnede Nazlı’ya çarpan Cem’dir. Ama Nazlı’yı tanımaz.

 

Aysu_                          (Tanıştırır. Herkes el sıkışır.) Cem, kardeşi Deniz, Nazlı.

 

Cem_                           Garson, iki limonata.

 

Aysu ve Deniz kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Aysu Deniz’e yeni aldığı eşyaları gösterir. Limonatalar gelir.

 

Cem_                          Sizi bir yerden tanıyor gibiyim. Üniversiteyi Colorado’da mı okudunuz?

 

Nazlı_                         (Şaşkın şaşkın Aysu’ya bakar, ama Aysu oralı olmaz.) Şey, hayır.

 

Cem_                           Çok garip, sizi daha önce mutlaka görmüş gibiyim.

 

Aysu_                          Cem’ciğim, Nazlı Ender’in Hatay’dan akrabası.

 

Cem_                           Ender Hoca’nın Hatay’da akrabaları olduğunu bilmiyordum.

 

Nazlı_                         Evet, şey, uzaktan akrabayız. (biraz durur) Hatay ve Hakkari’de havalar yazın hep sıcak olur.

 

Aysu sinsice güler.

 

Cem_                          Çok ilginç. Oralara gitmek gerek aslında. Memlekette ne ilginç yerler var da biz bilmiyoruz.

 

Nazlı_                         Erzurum ve Erzincan’daysa kışın ekseriya eksi dereceler görülür.

 

Cem_                          Oo, bütün Doğu’yu gezmişsiniz. Ne güzel. Gezginlik aslında benim de içimde var. Rafting için mutlaka Doğu’ya gideceğim. Belki, yani siz de oraları iyi bildiğinize göre, belki bana eşlik edersiniz, ha?

 

Nazlı_                          (kararsız) Olabilir tabii.  Neden olmasın. Orada adaptasyon sorunu yaşamamanız için elimden geleni yaparım.

 

Cem_                           Pasta güzel mi?

 

Nazlı_                          Evet. (Argo bir kelime söyler.)

 

Cem_                          (güler) Afiyet olsun. Sizin oralarda gençler argonun kralını biliyor desenize. Böyle sözleri kimden öğrendiniz?

 

Nazlı_                         Babamdan. (biraz şaşırmıştır, Aysu’ya bakar, ama Aysu istifini bozmayınca bir sorun olmadığını düşünür)

 

Cem_                           Eminim çok muhterem bir beydir kendisi.

 

Nazlı_                         Ayyaşı tekidir aslında. Üvey anam olacak cadının sözünden çıkmaz, ama  iyi adamdır. (Başka argolar da kullanır. Bu arada Deniz şaşkınlıkla Nazlı’yı dinlemekte, arada Aysu’ya soran gözlerle bakmaktadır. Aysu ise olaya hiç müdahale etmez ve pis pis güler. Cem ise kızı hayranlıkla gülümseyerek seyretmekte ve kızın espri yaptığını düşünmektedir.)

 

Cem_                          Kızlar, ne zamandır böyle kocaman bir dilim pasta yiyen genç bir hanım görmemiştim. Sürekli diyet yapmak gerekmiyormuş demek ki, bakın. Doğal olun siz de. Hep derim zaten, doğallık en güzeli.

 

Deniz ve Aysu biraz bozulurlar.

 

Deniz_                         Sen kendi işine bak, Cem.

 

Nazlı’nın kendine güveni gelmiştir. Etrafı seyretmekte ve çok mutlu görünmektedir.

 

Bir Çingene kadın yaklaşır.

 

Çingene kadın_            Fal bakayım mı bayanlar?

 

Garson, kadını uzaklaştırır.

 

Aysu_                          Ay, bunlar da bir musallat oldu mu gitmezler canım. Çantalarınızı sağlam bir yere alın, neme lazım. (Nazlı’ya kötü bir bakış fırlatır. Gerçeği bildiği anlaşılmıştır. Nazlı allak bullak olur, ama bir şey söylemez.)

 

Cem_                           Hatay’da ne işle uğraşıyorsunuz? Öğrenci misiniz?

 

Aysu_                          Çiçek işiyle uğraşıyorlar. Değil mi canım?

 

Nazlı donakalır.

 

Cem_                          Botanikçisiniz demek. Çok hoş. Buradaki kızlardan çok farklısınız zaten. Lütfen yanlış anlamayın. Şey, Ender Hoca’nın evinde mi kalıyorsunuz?

 

Nazlı_                          Evet.

 

Cem_                          Müsait bir zamanınızda isterseniz size İstanbul’u gezdirebilirim.

 

Nazlı_                          Ben de çok isterim, teşekkür ederim.

 

Cem_                          Karşılığında siz de bana Hatay’ı gezdireceksiniz ama. Neydi, (argo kelimeyi tekrarlar.) olur. Süper ya. (güler) 

 

********

 

Fonda sokak çalgıcılarının melodisi duyulmaktadır.

 

Sahne kararır. Dekor değişirken müzisyenler uzaklaşır ve müzik uzaklaşarak biter.

 

3. Sahne

 

Profesörün evi. Kutular açılmış, Ender Bey ve YP. giysi ve aksesuarları kontrol etmektedir.

 

YP._                             Aysu güzel kıyafetler seçmiş doğrusu. Aferin kıza, zevkliymiş.

 

Ender Bey_                 Bu konuda ondan başkasına güvenemem. Nazlı’yı bir de kuaföre yolladık mı, epey eli yüzü düzgün hale gelecek.

 

Nazlı masanın başında oturmuş yüzü seyirciye dönük ve üzgün olarak oturmaktadır. Profesörler kendisinden bir eşya, bir denekmiş gibi bahsetmektedirler ve Aysu’nun ard niyetli davranışı zaten kendine güvenini tamamen kırmıştır.

 

YP._                             Sen ne dersin, kızım? Kıyafetlerini beğenmedin mi?

 

Nazlı_                          Çok güzeller, teşekkür ederim.

 

Profesörler birbirlerine anlamaz gözlerle bakarlar.

 

Ender Bey_                 Anlıyorum, heyecanlısın. Büyük güne az kaldı. Ama Aysu cafe’de ortama çok rahat uyum sağladığını söyledi. Her şey yolunda yani. Korkacak bir şey yok.

 

Nazlı_                          (Sesi soğuktur) Eksik olmasın.

 

Prof_                           Bir tek...(güler)...(argo kelimeleri söyler)  biraz şaşırtmış milleti, ama olacak o kadar. Gençler zaten hep böyle konuşuyor.

 

Nazlı_                         Sizi utandırdığım için özür dilerim. Hiçbir zaman sabah programına çıkamayacağım. Ben bunu anladım. Olmuyor işte. O ortama alışamıyorum.

 

Prof_                           Saçma sapan konuşma. O ortam bu ortam. Küfretme, kontrolü de kaybetme yeter. Kokteyldekilerin çoğu benim öğrencim. Onlar da bu yollardan geçti. Hem, elit görünmek için birkaç yabancı kelime kullanırsın. Hani çalıştıklarımız, challenge, time schedule falan gibi. Tabii yerinde kullan, en önemlisi o.

 

YP._                            (ayağa kalkar) Çok rica ederim, o yapmacık Türkçe’yi konuşturmayın bu kıza. Bin tane yabancı kelime... Ya da sanki başka dilden tercüme eder gibi konuşuyorlar. Mesela “bugün iyi hissediyorum” diyorlar, feels good  gibi. “Kendimi iyi hissediyorum” demek gerek. Ama kimse hatırlamıyor böyle şeyleri. Herkesin hafızası mı silindi ne. Ya da “sana dönerim”, çok kızıyorum o lafa, nereni dönersin demek geliyor içimden.

 

Ender Bey_                 (Gülmekten kendini alıkoyamaz.) Sinirlenmeyin üstadım, ama artık genç elitler hep böyle konuşuyor. Hem yabancı ülkede eğitim almış falan diyeceğiz, nasıl ispatlayacağız bunu?

 

YP._                            Hayır, lütfen. Kesinlikle bunu kabul edemem. Düzgün Türkçe dediğiniz bu mu? Lütfen, bildiğimiz, savunduğumuz klasik Türkçe’yi konuşsun. Veya bırakın, kendi bildiği şekilde konuşsun. En azından daha özgün. Bu konudaki hassasiyetimi biliyorsunuz.

 

Ender Bey_                 (Güler.) Peki, hocam, peki. Sizin hatırınız için ona bugüne kadar öğrettiğim en arı Türkçe’yi öğreteceğim. Umarım bu kadar kısa sürede bu işin üstesinden gelir.     

 

Kapı çalınır.             

 

Hizmetçi_                    Cem adında bir genç, Nazlı’yı görmek istediğini söylüyor.

 

Ender Bey’lar birbirlerine bakar.

 

Nazlı_                          Kimseyle görüşecek halde değilim.

 

Ender Bey_                  Nazlı Hanım rahatsız, müsait değil diyin lütfen.

 

Hizmetçi çıkar. Birazdan tekrar gelir. Elinde çiçekler vardır.

 

Hizmetçi_                   Bunları Nazlı hanıma verin diye ısrar etti.

 

Nazlı çiçeğin üzerindeki kartı sesli okur.

 

Nazlı_                         Tanıdığım en (güzel, hoş anlamında kızın kullandığı argolardan birini yazmıştır) hanıma. Sizi kapınızın önünde bekleyeceğim.

 

Ender Bey yüksek sesle güler. Nazlı ümitsizce iskemleye oturur. Başı ağrımaya başlamıştır.

Sahne kararır.

 

 

4. Sahne

 

Kokteyl. Bir köşede canlı müzik olabilir. Biraz sonra YP., arkasından Prof ve yanında Nazlı gelirler. En son Nazlı sahneye girmeli. Sosyetik bir çift yanlarına gider. Ellerini sıkarlar.

 

Ömer bey _                  Hocam, hoşgeldiniz. Nasılsınız? Hanımefendi.

 

Ender Bey_                 İyi akşamlar. Klübümüzün başkanı Ömer Bey, eşi Nadire Hanım, Nazlı Hanım.

 

Nazli_                          Memnun oldum, efendim. Nasılsınız.

 

Nadire hn._                  Memnun oldum. Siz nasılsınız?

 

Nazlı_                          Mersi.

 

Nadire hn_                  Sizi klüpten arkadaşlarla tanıştırmak isterim. Buyurmaz mısınız?

 

Nazlı Ender Bey’e bakar, gitmesine izin veren bir işaret verir. Nazlı kadınların olduğu bir gruba gider.

 

Ömer bey_                   Hocam, bu güzel hanımefendiyi ilk defa görüyorum. Yoksa yeni hanım arkadaşınız mı?

 

Ender Bey_                 Hayır, hayır. Kendisi uzaktan akrabam olur. Aynı zamanda uzman bir botanikçi. Portekiz’de eğitim gördü. Uzun süredir Doğu Anadolu’nun florasını inceliyordu. Yeni yazlığımın bahçesi için fikir vermek için gelmişti İstanbul’a. Sizin kokteyl de tam rastgeldi, onu da getireyim dedim.

 

Ömer Bey_                  Oo, ne güzel. Ne iyi etmişsiniz. Bizim bahçe için de birkaç fikir alayım kendisinden.

 

Adam diğer misafirleri karşılamak için izin isteyip gider. O sırada YP Ender Bey’in yanına gelmiş, sürekli bir fırsatını bulup bir şeyler söylemeye çalışmaktadır.

 

YP_                             Size kötü bir haberim var. Hemen buradan gitmelisiniz. Yani daha doğrusu Nazlı bir an önce gitmeli. Ben eve götüreyim onu en iyisi.

 

Ender Bey_                  Niyeymiş o?

 

YP. Eliyle yeni gelmiş bir misafiri gösterir.

 

Ender Bey_                  Oo, kambersiz düğün olmaz tabii.

 

YP_                             Bu adamla Nazlı’yı karşılaştırmamalıyız. Ben iddiadan vazgeçiyorum. Bu rezalete izin veremem. Bu arada bu adam niye sizi nerede görse peşinizden koşup duruyor?

 

Prof_                           Uzun hikâye. Yıllar önce ona diksiyon dersi verip cemiyet hayatına girmesinin yolunu ben açmıştım. Daha sonra magazin gazeteciliğinde ünlü olunca, diksiyonunu düzelttiğim sosyetik kişiler hakkında benimle röportaj yapmak istedi. Tabii bunu yapsam hazine bulmuş gibi olacak, herkesin sırlarını açık edecekti. Ama ben mesleki ahlak gereği bunu kabul etmedim. Hala o hayalle yaşar. Gördüğü her ünlünün diksiyonunu analiz edip geçmişine ulaşmaya çalışır. Eh, dedikodunun alasını yazmış olacak tabii.

 

Gazeteci yanlarına yaklaşır.

 

Gazeteci_                     Hocam, sayın hocam nasılsınız? (Sarılır, öper) Ne zamandır görüşmedik.

 

Ender Bey_                  Yaa, evet.

 

Gazeteci_                      Dil koçluğunuz nasıl gidiyor? Hala CEO’larla mı çalışıyorsunuz?

 

Ender Bey_                  Paramı kim öderse onlarla çalışıyorum.

 

Gazeteci_                     Sizin paranızı ödemek için artık en az CEO olmak gerek. Ben şanslıymışım, sizinle çalıştığım zamanlar bu kadar ünlü değildiniz.

 

Ender Bey_                 Yaa, hımm. (Başka taraflara bakınır. Adamın gevezeliğinden sıkılmıştır)                  

Gazeteci_                     Hocam, yanınızda çok hoş bir hanımefendi gördüm. Beni onunla tanıştırmayacak mısınız?

 

Ender Bey_                 Öncelikle kız arkadaşım değil. Sizden korkulur da, onun için belirteyim dedim.

 

Gülerler.

 

Gazeteci_                     Bunu duyduğuma çok sevindim. Birincisi, benden korkulması hoşuma gider. İkincisi de böyle güzel bir hanımın yanındaki her erkeği kıskanırım.

 

Cem partiye gelir. Nazlı’yı görüp hemen yanına gider. Elini öper. Ayrı bir köşede konuşmaya başlarlar.

 

Cem_                           Gönderdiğim çiçekleri aldınız mı?

 

Nazlı_                         ......ı mı (çiçek ismi söyler) ?  Evet, teşekkür ederim. En sevdiğim çiçekler ...dir.

 

Cem_                           Peki gönderdiğim notu aldınız mı?

 

Nazlı_                          Evet. (güler) Kapıda bekleyeceğinizi söylemişsiniz.

 

Cem_                          Bekledim de. Ve bekleyeceğim. Benimle birşeyler içmeye, ya da ne bileyim bir yürüyüş yapmaya çıkana kadar kapınızda bekleyeceğim.

 

Nazlı güler.

 

Cem_                          Nostaljik davrandığımı düşünüyorsunuz, değil mi? Sanki 19. yy.  Londrası’nda yaşıyormuşuz gibi. Böyle davranışların o zamanlarda kaldığını düşünebilirsiniz, ama bence sizin doğallığınız ve ışığınız da bu devrin insanlarından çok farklı. Sanki bugüne kadar bir çiçek bahçesinde yaşamış gibisiniz.

 

Dans müziği başlar. Çiftler dans etmeye başlamıştır. Ender Bey Nazlı ve Cem’i birlikte görmüş ve bozulmuştur. Nazlı’nın yanına gider ve onu dans pistine götürür.

 

Ender Bey_                  Bakalım bu dansları yapabilecek misin?

 

Nazlı_                          Ben Çingeneyim, unuttunuz mu? Her dansı yapabilirim.

 

Gülerler. Dans ederler. Biraz sonra gazeteci yanlarına gelir, Nazlı ile dans etmek istemektedir. Bunu gören YP. Ender Bey’a bunu yapmaması için işaretler eder, ama Ender Bey gazetecinin Nazlı’yla dans etmesine izin verir. YP.’nin yanına gelir.

 

YP._                            Siz delirdiniz mi? Kurdun eline kuzu teslim edilir mi? Ya gerçeği anlarsa? Zaten adamın hayalindeki haber bu. Ya gazeteye abuk sabuk şeyler yazar, kızı üzerse?

 

Ender Bey_                 Bence o kadar ümitsiz olmayın. Ben eserime güveniyorum. Asıl sınav şimdi başlıyor. Challenge. İşte bu! Ay, pardon, challenge dedim. (gülümser)

 

 

Sahne kararır.

 

 

5. Sahne

 

 

Ender Bey’un evi. Ertesi akşam. YP. gelir. Kapıyı Nazlı açmıştır. YP. elindeki tableti sallar.

 

YP._                            Tebrik ederim, iddiayı kaybettiğimi memnuniyetle kabul ediyorum. Kokteylde yüreğim ağzıma gelmişti, ama adam bakın köşesine neler yazmış.

 

Ender Bey_                 İnternetteki köşesine mi? Henüz bir şey okumadım. Verin bakayım.

 

Tabletten köşe yazısını okur. Bir kahkaha patlatır. O sırada Nazlı gelir. Mutsuzdur. Ama kimse onu farketmez.

 

Ender Bey_                 Nihayet yalanımı yakalamış demek. (Tabletten okur) “Ender hoca, kokteylde eşlik ettiği bu hanımın gerçek bir İstanbul hanımefendisi olduğunu neden gizledi? Bence onun kendi eseri olduğunun sanılmasını istiyor. Böylece dil koçluğu kariyerini taçlandırmayı düşünüyor. Ama benden kaçmadı. Bugüne kadar yurtdışında yaşadığı için olsa gerek, cemiyet hayatında görmeye alışık olmadığımız bu hanımefendi, bence kesinlikle bir saraylının torunu. Bu işin uzmanı olarak şunu söyleyebilirim ki, konuştuğu Türkçe bugün bir kelaynak kadar az rastlanır cinsten.”

 

Kahkahalarla gülerler. Birbirlerini tebrik ederler. Nazlı’yı gören olmaz. 

 

YP._                            Borcumu takdim edeyim. (Bir paket uzatır.) Saat geç oldu, ama gazeteyi alır almaz size haberi vereyim dedim. Şimdi gideyim. Sabah tekrar uğrarım. Tekrar tebrik ediyorum. (elini sıkar) Yalnız söylemeden edemeyeceğim. Arı bir Türkçe için ısrar etmeseydim, bu kadar başarılı olamazdık.

 

Ender Bey_                 Kesinlikle katılıyorum, üstadım. Sizin supervisorluğunuz sayesinde oldu. Ah, şey, (güler) yani yönlendirmeleriniz sayesinde. Yarın görüşürüz.

 

YP. gider. Ender Bey neden sonra Nazlı’yı farkeder.

 

Ender Bey_                  Sen ne dikiliyorsun orada?

 

Nazlı cevap vermez.

 

Ender Bey_                 Nen var dedim, bir şeye mi üzülüyorsun?

 

Nazlı_                         İddia. Demek bu aslında bir deneydi. (durur) Yerli filmlerdeki gibi hani. Cahil çiçekçi kız bir hanımefendiye dönüşür...

 

Ender Bey_                 Tamam canım, ne var bunda. Kendi aramızda masum bir iddiaya girdik. Seni yapımcılarla yine tanıştıracağım, meşhur ve zengin olacaksın, merak etme.

              

Nazlı_                         İddia, başarı, ve tabii sizin yarattığınız eserler. Beni düşünen yok, değil mi? Önce ağzıma bir parmak bal çaldınız, sonra da bana haber verme gereği bile duymadan benim üzerimden iddiaya girdiniz. Ben bir denektim tabii. Şimdi yapımcıyla görüşecekmişsiniz de meşhur ve zengin olacakmışım. Para mı teklif ediyorsunuz bana? Tabii ya, atın bir beşlik, bir siftah edelim bey abi.

 

Ender Bey_                 Anlamıyorum. Derdin ne senin? Öff, kadınlar işte böyledir. Ne yaparsan yap yaranamazsın. İstemezsen yapımcıyla mapımcıyla tanıştırmam, deli mi ne. Zaten sana öğrettiğim diksiyon altın bilezik değerinde. Sen ise teşekkür edeceğin yerde bir araba laf ediyorsun.

 

Nazlı_                         Dün akşam nihayet bitti diye seviniyordunuz. Bitti. Benim de bir önemim kalmadı tabii. Artık Kuştepe’ye döner, eski hayatıma devam ederim.

 

Ender Bey_                 İster öyle yaparsın ister seni zengin biriyle evlenirsin, ne bileyim, bin tane şansın var artık.

 

Nazlı_                         Ben bugüne kadar sadece çiçek sattım, beyim. Kendim satılık değilim. Zenginle siz evlenin.

 

Ender Bey başını tutar.

 

Ender Bey_                 Ne bu saçma sapan gururlar? Of, başıma ağrılar girdi yine. Allah’ım niye dünyanın bütün arıza insanları beni bulur?

 

Nazlı_                         Deneyiniz başarıyla sonuçlandığına göre hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Zahmet etmeyin. Deney biter, denek gider. Yalnız kıyafetlerden üstümdekiler kalsın mı burada mı bırakayım?

 

Ender Bey_                  Saçmalama. Al hepsini. Ben ne yapayım kadın kıyafetlerini?

 

Nazlı_                          Bilmem, belki bir deney daha yaparsınız, yeni denek giyer.

 

Ender Bey_                 Bana bak, birazdan beyefendiliği falan unutup sana temiz bir sopa çekeceğim. Ne saçmalayıp duruyorsun deminden beri? Yeter ya.

 

Nazlı içeri gidip bir kutuyla döner.

 

Nazlı_                          Bunlar da takılar. Sonra çaldım sanılmasın.

 

Ender Bey_                 Bu zırvaları dinleyecek değilim. Kutuyu masanın üstüne bırak, onlar kiralıktı çünkü. Kalanı senin. Ben yatıp, sayende başlayan başağrımı geçirmeye çalışacağım. Bu arada hanımefendinin sinirleri de yatışır umarım.

 

İçeri gider. Kapıyı çarpar. Nazlı da odasına gider ve bir valizle gelip evden çıkar, gider.

 

 

6. Sahne

 

 

Evin önü. Cem beklemektedir.

 

Cem_                           Nihayet geleceğini biliyordum. Ne o? Bir yere mi gidiyorsun?

 

Nazlı_                         Artık bu evde yaşamayacağım. Rica etsem beni istediğim bir yere götürür müsün? Ama hiç bir soru sormayacaksın.

 

Cem_                           Sen ne istersen, nasıl istersen öyle yaparım.

 

Nazlı_                          O zaman gidelim.

 

Cem_                           Taksi, taksi.

              

 

7. Sahne

 

Çiçekçiler.. Sabah erken saatler. İnsanlar kasalarla çiçek yerleştirmektedir. Nazlı Cem’i arkada bırakıp tanıdığı insanların yanına yaklaşır. Onlar da Nazlı’yı tanıdıklarını düşünürler, ama Nazlı yaklaşınca yanıldıklarını düşünüp uzaklaşırlar. Yanına bir kadın gelir.

 

Kadın_                        (Çingenece birşeyler söyler. Sonra yanıldığını düşünür.) Kusura bakma hanımefendi. Seni birine benzettim.

 

Başka bir kadın_         Hanım kız, sen bu saatte burada yalnız dolaşma. Bin bir taksiye. Buralar senin alıştığın gibi yerler değil.

 

Nazlı’nın babası gelir.

 

Baba_                          O senin züppe profesör demek şimdi de şu halimi görmen için seni yolladı buraya. İnsafsız, vicdansız.

 

Nazlı_              Neler söylüyorsun, baba? Hem bu kılık kıyafet?

 

Baba_              Bilmiyor musun? Git de hocana sor. Onun eseridir bu halim.

 

Nazlı_              Sana ne yaptı?

 

Baba_                          Ne mi yaptı? Beni mahvetti. Arkadaşı olacak bir hocaya yolladı. Neymiş, insanları ikna etmeyi en iyi ben biliyormuşum. Menagement workshop’u diyorlar. Ben ne anlarım onların fan fin fonlarından. Ama öyle değil. Ender Hoca yolladı ya, maaş bağladılar bana. Maymun gibi ortaya çıktım, millete şöyle yapın, böyle yapın diye akıl öğrettim. Ne oldu, kırk yıllık mezarcı, oldu sana çakma profesör. Benim mezarım kazıldı, kızım. Gaco gibi bir şey oldum senin anlayacağın. İki arada kaldım. Ben de ne olduğumu anlamadım. Ama artık istediği zaman kafayı çeken özgür Hayri gitti, işte karşında duran, sevgili hocanın yeni eseri geldi.

 

Nazlı_                         Bırak o zaman o işi. İstemiyorsan niye çalışıyorsun hala o hocanın yanında?

 

Baba_                          O iş öyle olmuyor, kızım. Hem üvey annen gözümü oyar. Kadın haftada bir berbere gitmeye, alışveriş yapıp durmaya alıştı bir kere. Hem ben de geri dönemem. Anlarsın işte.

 

Nazlı_                          Demek sana da aynısını yaptı.

 

Baba_                          Ama seni tam bir hanımefendi yapmış. İyi işte. Bir de iş bul kendine. Ya da koca bul daha iyisi. Görüyorsun, benden hayır yok artık. Sen bari hayatını kurtar. Haydi, bana eyvallah.

 

Nazlı çevreye bakınır. Kimsenin kendisini tanımamasından dolayı üzgün, kendini beklemekte olan Cem’in yanına gider ve sahneden çıkarlar.

 

8. Sahne

 

Ender Bey’un evi. Ender Bey sabahlığıyla salondadır. Hizmetçi kızla konuşmaktadır.

 

Ender Bey_                  Ne demek gitmiş? Hiçbir not yazmamış mı?

 

Hizmetçi_                     Hayır efendim. Eşyalarının bazılarını almış sadece. Bir de şu kutuyu bırakmış giderken. (mücevher kutusunu gösterir)

 

YP. gelir.

 

YP._                             Ne oldu? Apar topar çağırdınız beni sabahın köründe.

 

Ender Bey_                  Hocam, kız kaçtı. Şimdi ne yapacağız?

 

YP_                              Nazlı mı?

 

Ender Bey_                 Evet. Eşyalarını da alıp gitmiş. Mücevherleri bırakmış tabii. Not bile yazmamış. Hemen polise haber verelim.

 

YP_                             Polis mi? Nesi olarak aratacağız kızı? Magazin basınında çıkacak haberleri düşünmek istemiyorum.

 

Ender Bey_                 Off. (Kendini koltuğa atar.) O zaman onu ilk gördüğümüz yerdeki çiçekçilere soralım. Onlar evini bilirler belki. Ya da ne bileyim, gecenin bir saatinde nereye gider ki bu kız?

 

YP_                 Haydi, siz hazırlanın da bari, çiçekçilere bakalım.

 

9. Sahne

 

Şık sokak, cafeler. Ender Bey kızı aramaktan yorgun halde bir cafeye gelir.

 

Cafe sahibi_                Oo, hocam. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Tam zamanında geldiniz. Son yıllarda dünya müziği moda diye biz de bu Roman grubu getirdik. Müziklerine bayılacaksınız.

 

 

Adamın elini sıkar. Cafe sahibi onu önde bir masaya oturtur. Üzgün bir ifadeyle orkestrayı dinler. O sırada yorgun bir şekilde (elinde valizi olabilir) Nazlı oradan geçmektedir. Nazlı’yı görmez, ama kız onu görür. Arka tarafta bir masaya oturup Ender Bey’i gözlemeye başlar. Ender Bey garsondan kahve ister. İçerken müzisyenlere para verir. 2. Perde 2. sahnedeki falcı kadın geçmektedir. Onu yanına çağırır. Nazlı şaşırır.

 

Falcı_                          Fal mı bakayım beyim?

 

Ender Bey_                  Evet, lütfen.

 

Falcı_                          Bitir kahveni de kahve falı bakayım.

 

Dükkân sahibi falcıyı kovalamaya kalkar, Ender Bey engeller. Kadın fala bakar. Bu sırada müzik devam eder ama biraz kısılır.

 

Falcı_                          Senin yüreğin kabarmış. Sevdiceğin bırakmış seni. (başka neler diyebilir?)

 

Ender Bey_                 (Üzgün bir şekilde) Doğru bildin. Meğer ne kadar yalnızmışım.

 

Falcı_              Evin bomboş kalmış. Kalbin de. (Birşeyler daha der)

 

Ender Bey_      (Biraz çekinerek) Onun nerede olduğunu görebilir misin?

 

Falcı_                          (Fincana bakar) Seni bırakmış ama uzakta değil gibi. Çok yakınında, bak. (Fincanın içini gösterir, adam bakar.)

 

Kız konuşulanları duymakta ve sevinmektedir. Kalkıp Ender Bey’in yanına gelir.

 

 

Nazlı_                         Ailen kısmen İstanbul’lu, kısmen de İzmir’li. Ama sen doğma büyüme Nişantaş’lısın. Seni 1 ayda adam ederim, ama çok çalışman gerek. Anlaştık mı?

 

Ender Bey ayağa kalkar, mutludur. Canlı müziğin sesi artar. Sahne kararır.

(Selam sırasında müzik devam edebilir.)

 

 

 

SON

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar