HARBİ GACI (BİR MY FAIR LADY UYARLAMASI)
HARBİ GACI
(Bu uyarlama sırasında bana sosyolojik özellikler konusunda destek veren www.cingeneyiz.org editörü Sayın Ali Mezarcıoğlu'na sonsuz teşekkürlerimle)
Nazlı
Ender
Bey
Yaşlı
Prof. (YP.)
Baba
Aysu
Cem
Deniz
Hizmetçi
1. Perde
1. Sahne
Yağmurlu bir
kış günü. Opera dağılmış. İki dil profesörü konuşarak sokakta yürüyorlar. (Salonun
içinden geçebilirler konuşurken.)
Ender
Bey_ Güzeldi gerçekten. Bu
gösteriyi Amerika’da da seyretmiştim. Amerika demişken, yeni bir program ve
kayıt cihazı getirttim oradan. Mutlaka görmelisiniz üstad.
YP._ Öyle mi, çok görmek isterim.
Ender
Bey_ Evde kurduğum kayıt
stüdyom da böylece tamamlanmış oldu. Artık diksiyon koçluğuna evden devam
edebilirim.
YP._ Akademik
çalışmalardan çok diksiyon koçluğunu tercih ediyorsunuz galiba.
Ender
Bey_ (Güler.) Valla para orada. Devir zor.
Parasız da olmuyor, malum...
Konuşmaları diğer
konuşma ve bağırışlara karışır.
Bu sırada sahnede
çiçekçiler çiçek satmaya çalışmaktadır.
Nazlı_ Yakışıklı abim, gül gibi sevgilin
var, al bir çiçek de benden.
Cem taksi diye
koşarken çiçekçi kıza çarpar ve kızın elindeki çiçekler dağılır.
Nazlı_ Ne yaptın be abim. Sermayeyi
dağıttın.
Cem_ Çok pardon. İstemeden oldu.
(Çiçekleri toparlamaya çalışır.)
Cem’in yanındaki
kız sinirli sinirli:
Kız _ Cem, hemen bir taksi çevirir misin,
dondum burada.
Cem
kıza başıyla özür diler gibi selam verip koşarak uzaklaşır.
Profesörler
sahneye ulaşır. Ender Bey Kızın konuşmasıyla ilgilenir. Bu sırada taksi
bekleyenler sahnenin öbür yanına doğru bakmakta, el sallamaktadır. YP. de
arkalarında durup taksi sırasının kendisine gelmesini bekler. Nazlı YP:’ye
yaklaşır.
Nazlı_ Beyamca,
bu soğukta siftah senden olsun. Sabahtan beri bir çiçek satamadım. Al, sana 50 liraya veririm. Akşam pazarı. Sadece senin için bak.
Ender
Bey_ Kuştepe. Ailen kısmen
Sepetçi kısmen de Selanik’li muhacırladan. Ama sen doğma büyüme Kuştepelilisin.
Nazlı_ Roman
mısın sen de be abi? Bak madem Romansın, bırakma bizi gacolara, sen al şu
güllerden.
Ender
Bey_ Gördünüz mü üstadım,
yeni programım ve teknik donanımım sayesinde İstanbul’da yaşayan tüm etnik
grupları konuşmalarından ayırt edebiliyorum. Hem de geldikleri köylere kadar.
YP._ Çok
etkileyici, de bu bilgi nerede işinize yarıyor? Yeni bir tez falan mı
hazırlıyorsunuz?
Ender
Bey_ Yok canım, akademik
çalışmalara uzun süredir ara verdim. Ama doğrudur. Doktora tezim Roman şiveleri
üzerineydi. İnanın, dil koçluğunda öyle bir para var ki, memleketteki şivelerin
ne kadarını bilsem o kadar çok para kazanıyorum.
Nazlı_ Beyabim
okumuş, bak her bir şeyi öğrenmiş.
YP:_ Sonunda
bir şeye benziyor mu bari konuşmaları. Türkçe’yi düzgün konuşuyorum diyen nice
insan gördük. Onlar gibi olmasınlar sakın.
Ender
Bey_ Aşkolsun üstadım.
Düzgün Türkçe konuşuyorlar diyorsam, gerçekten bunu öğretiyorum herhalde. Benim
diksiyon öğrettiklerim, bugün duvarına antikacıdan alınma paşa portresi asıyor
da, herkese dedem diyip inandırıyor. (Güler)
YP._ Şu Çingene kızını da adam edin de
göreyim o zaman.
Ender
Bey_ Oo, yaman bir meydan
okuma. Demek bu Çingene güzelini hanımefendi yapmamı istiyorsunuz. Hani yerli
filmlerdeki gibi. Hay hay. Hatta onu 1
ayda öyle bir eğitirim ki, en sosyetik kokteylde, yabancı ülkede okumuş bir uzman
olarak tanıtırım, kimse de yadırgamaz. Evet, haydi ben ciddiyim. Ödülümü siz
belirleyin.
YP._ Madem
bu kadar iddialısınız, dediğinizi başarırsanız, o hep istediğiniz el yazması
sizin.
Ender
Bey_ Gerçekten mi? O el
yazması için her şeyi yaparım. Tamamdır. Sözünüzü unutmayın ama sonra.
Ender
Bey kızın yanına gider.
Ender
Bey_ Bak kızım, benim eve
2. bir hizmetçi gerek. Sen ev işlerine yatkın birine benziyorsun. İlgilenirsen
kartta yazan adrese gel. İşe hemen başla. Uygun bir maaş ve sigorta yaptırırım.
Al, bu akşamlık da bu kadar. (Sepete bir
miktar para atar).
Taksi
diye seslenip giderler.
Kız arkalarından
bakar. Parayı çıkarıp saçına sürebilir.
2. Sahne
Ender
Bey’in evi. Modern, şık bir salon, bir yanda kayıt stüdyosu, monitörler, teknik
cihazlar. YP. cihazları deneyip yorum yapmakta. Baş röntgenlerini incelemekte.
Ender Bey_ Bir
viski alalım mı?
YP_ Evet,
lütfen. Stüdyonuzdan çok etkilendim. Keşke burada yaptığınız araştırmaları bir
makaleye dönüştürseniz.
Ender
Bey_ Belki bir gün. Ama şu
aralar pek düşünmüyorum. (Bir yandan
viski koyar.)
Hizmetçi_ Efendim bir
kızla bir adam sizi görmek istiyor.
Ender Bey_ Kimmiş?
Misafir beklemiyordum.
Hizmetçi_ Tanıdığınız kişiler olduğunu
sanmıyorum, efendim. Şey, Romanlar sanırım.
Ender
Bey_ Haa, al bakalım
içeri. (YP’e) Çiçekçi kızı tamamen unutmuşum. Ama iddiamızı
unuttum sanmayın sakın. (Güler.)
Kız ve
babası salona girerler.
Baba_ İyi günler beyim. Ender Bey’le
görüşecektik. Sen misin?
Ender
Bey_ Aydoğdu mahallesi.
Ama uzun yıllardır İstanbul’da yaşıyorsun. Evet, konu neydi?
Baba_ Kızımıza
iş verecekmişsin beyim. Onun için geldik. Bir bakalım dedik. Nasıl bir evmiş,
ne iş yapacakmış.
Ender
Bey_ Bakın bakalım.
Bildiğiniz ev işi işte. Nebahat bakar işlerime. Ama ev büyük. Ben de ona bir
yardımcı alayım dedim. Ücret tatminkâr. Sigorta da olacak.
Baba_ (Evi biraz inceler. YP.’ü görür) Ben sizi
televizyonda görmüştüm.
Ender
Bey_ Evet, hocamız
ünlüdür. Dil ve edebiyat hakkında konferanslar verir televizyonda.
Baba_ Bak beyim, bizim
çocuğumuz herşeyimizdir. Niyetin kötüyse, buna bir şey olursa, yaşına başına
bakmam, 2 elim yakandadır. Dünyayı dar ederim sana.
Ender
Bey_ (Güler) Dur dur. Ne
yapacağım kızına? Merak etme. Hizmetçilik yapacak işte. Bizim Nebahat gibi.
Nebahat!
Hizmetçi_ Buyrun efendim.
Ender
Bey_ Ne zamandır sana bir
yardımcı arıyorduk ya. Al sana yardımcı. Anlat bakalım neler yapacağını.
Hizmetçi_ Sabah erken kalkarız,
beyefendinin kahvaltısını hazırlarız. Sen kahve servisi yaparsın. Sonra ortalığı
toplarız. Ben alışverişe giderim. Sen o sırada ütüleri halledersin. Yemekleri
bu evde ben yaparım. Bunun dışında toz alma, temizlik falan, günlük işler yani.
Baba_ Yatılı mı kalsın
istiyorsun bir de?
Ender
Bey_ Valla Nebahat’in
odası aşağıda. Yanında bir boş oda daha var. Orada kalırlar. Ama her sabah
buraya gelene kadar yollarda perişan olsun istiyorsan, ben karışmam, fazladan
yol parası da vermem, bilesin.
Baba bir süre düşünür.
Baba_ Ben insan
sarrafıyımdır. Sen iyi birine benziyorsun. Beyamca da tanıdık. Ama bir sakal at
teselli niyetine. Kızım yaban ellere gidiyor. Bir daha ne zaman görürüm kim
bilir.
Ender
Bey_ Haftalık izninde
görürsün. Neyse, al şu parayı. Kız da hemen işe başlasın.
Baba_ (kızına, alçak sesle)
Bana bak, canını sıkan bir şey olursa hemen haber yolla, yıkayım burayı. Hadi
bana eyvallah.
Baba
çıkar.,
Ender Bey_ Nebahat!
Nebahat_ Buyrun, efendim.
Ender
Bey_ Şu kıza aşağıdaki
odayı hazırla. Aysu’dan kalan birkaç parça eşya vardı, onlardan ver, adam gibi
giyinsin. Akşam yemeğini mutfakta seninle yer. Bugün daha fazla gözüme
görünmesin.
Kız ve
hizmetçi çıkarlar.
Ender Bey_ 1
ay boyunda bu suratı göreceğimi düşündükçe...
YP._ Çirkin değil kızcağız. Hatta eli
yüzü düzgün sayılır.
Ender
Bey_ Aman eksik kalsın. En
son kız arkadaşımdan ayrılalı 2 ay oldu. Bir kadına daha tahammül edemem. Ama bu
içerdeki mesleki açıdan ilginç bir araştırma olacak, o başka. Yoksa kadınlar
hakkındaki fikirlerimi biliyorsunuz. Yapmacık yapmacık haller, duygu
sömürüleri, söz verip tutmamalar. Kendine saygısı olan, doğal, normal bir kadın
görsem yarın evlenirdim, ama nerede.
YP._ O kadar ümitsiz
olmayın canım, daha gençsiniz.
Ender
Bey_ Biraz züppelik gibi
gelecek kulağa ama, kendi eserim olmayan hiçbir şeyi beğenmez oldum.
YP._ Eyvah eyvah,
Pigmallion efsanesi gibi yani.
Ender
Bey_ Aynen öyle. Eh, öyle
bir şey de olamayacağına göre, artık ümidim yok.
YP._ Bu arada bu kız
iddia konusun dan ve diksiyon çalışacağından bihaber mi, yoksa ben mi bir şey
atladım?
Ender
Bey_ Aynen gördüğünüz
gibi. Kız hizmetçilik yapacağını sanıyor. Ne deseydim, özellikle babasına,
kızına fonetik dersleri vereceğim, diksiyon öğreteceğim desem sizce anlar
mıydı? Hem yalan sayılmaz. Bir yandan ütü falan yapar işte. (güler)
YP._ Valla sizden
korkulur.
Ender
Bey_ Bu arada size bir
teklifim var. Bu süreci bir makaleye çevirmeye ne dersiniz? Deneyi ben yapayım,
makaleyi siz yazın. Hem madem 1 ay bu kızla uğraşacağım, en azından siz de bana
can yoldaşı olursunuz.
YP_ Bilmem ki. Aslında
olabilir. Bu aralar üniversitede fazla işim yok.
Prof_ Lütfen hocam, ısrar
ediyorum.
YP_ Eh, pekala. İddiayı
kazanacağınızdan şüpheliyim, ama makale konusu gerçekten reddedemeyeceğim bir
teklif. Her sabah 10.00’da buradayım o
zaman.
3. Sahne
Profesörün
evi. Ender Bey salonun bir köşesindeki ofisinde bilgisayar başında
çalışmaktadır. YP de kayıt odasındaki çizelgeleri incelemektedir.
Ender
Bey_ Nazlı!
Nazlı
gelir.
Nazlı_ Buyur abicim.
Ender
Bey_ Gel bakalım, Nazlı.
Konuşmamız gereken bir konu var. Benim evimde bu Türkçe’yle konuşamazsın.
Telefona bakman gerekecek, ne bileyim, misafire hizmet edeceksin. Ben bir dil
hocası olduğuma göre, benim yanımda çalışacaksan senin de dilini düzeltmen,
kibar konuşmayı öğrenmen gerek.
Nazlı_ Ne varmış
dilimde abicim? Herkes anlıyor işte ne dediğimi.
Ender
Bey_ Sana şöyle bir
teklifte bulunayım: Benim vereceğim alıştırmaları yap, her gün çalış, ben de
seni 1 ayda sosyeteye sokayım. (Y.P.’e gizlice göz kırpar.) Gider, bizim klübün
bahar kokteyline katılırız. İnsanları kandırabilirsek, yapımcı arkadaşlarla
konuşur, senin bir magazin programında çalışmanı sağlarım. Nasıl? Meşhur
olursun. Birçok yapımcı dostum var. Ama dediğim gibi, öncelikle bir hanımefendi
gibi davranmayı ve konuşmayı öğreneceksin. Sabahları seyredip durduğun
programlardan birinde çalışmak istemez misin?
Nazlı_ İstemez miyim abi. Daha
ne isterim. Çalışırım, ne olacak, öğreneceğim şey yabancı dil değil ki. Kendi
dilim. Biraz kokoşluk öğreneceğim, o kadar.
Ender
Bey_ O kadar kolay değil.
Bir kere “abicim” demeyi keseceksin. Ender Bey diyeceksin. Hocamıza da hocam
diyebilirsin. Küfretmek, argo konuşmak kesinlikle yasak. Nebahat’e
söyleyeceğim, işlerini azaltsın. Zamanının çoğunu benim vereceğim dersleri
çalışmakla geçireceksin. Millet benden bunları öğrenmek için çuvalla para
veriyor. Sen ise üstüne para alacaksın. Kısacası başına talih kuşu kondu. Ne
dersin bu işe?
Nazlı_ Allah derim. Abi, yani
Ender Bey, gel sana bol şekerli bir kahve yapayım, ağzının tadı yerine gelsin.
Kısmetini de söylerim.
Ender Bey_ Fal mal istemem. Öyle saçma
sapan şeylere inanmam ben.
Nazlı_ Fala inanma ama falsız kalma abi.
Ender
Bey_ Of, her lafa da bir
laf. Kahve istemem. Gel hemen çalışmaya başlayacağız. Bakalım ne durumdayız.
(kayıt odasına geçerler.) Alfabeyi say bakalım.
Nazlı sayar, bazı harfleri
yanlış söyler.
Ender
Bey_ Pekala. İlk iş
temrinlerden başlıyoruz. Her harfi tek tek çalışacaksın. Burada yazanlardan
başla. Konuştukça şu düğmeye bas. Bu sesini kaydedecek ve analiz edecek.
Kız çalışmaya başlar. Ender Bey
salona geçer.
Sahne kararır.
4. Sahne
Çingene
mahallesi. Nazlı’nın babası evin önünde oturmuş, çevresine arkadaşlarını
toplamıştır. O sırada düğün alayı geçebilir.
Komşu_ Muammer amca, senin kız
nerede. Yok ortalarda ne zamandır. Onu ne zaman evlendireceğiz?
Baba_ Benim kız büyük bir adamın
evinde iş buldu. Hizmetçilik yapıyor. Başka hizmetçiler, uşaklar da var. Hiç
yorulmuyor. Paraya da para demiyor. Rahatı yerinde. Hafta sonları bile gelmiyor
artık buraya. Koskoca ev tabii. Manzara, mobilyalar. Yediği önünde, yemediği
ardında.
Komşu2_ Deme ya. Talih kuşu konmuş başınıza.
Baba_ Artık ona bulacağımız
koca da ona göre olacak tabii.
Komşu_ Vay vay.
Baba_ Zaten yakında bir de
araba alırız. Yaz gelmeden bu mahalleden de taşınacağız.
O
sırada düğün alayı geçer. Danslar, müzikler. Sahne kararır. Dekor değişirken
müzik ve gürültüler devam eder. Diğer sahne başlayacağı zaman müzik kesilir.
5.
Sahne
*********************
Salon.
Kız kayıt odasında çalışmaktadır. Ender Bey ve Y.P. de salonda oturmaktadır.
Ender Bey kayıt odasına gider.
Ender
Bey_ Olmuyor. Hala h
harfini düzgün söyleyemiyorsun. Şunu söyle: Hakkâri ve Hatay’da yazın hava hep
sıcak olur.
Nazlı
tamamen yanlış söyler.
Ender
Bey_ Bu mu çalıştım
dediğin? (Sinirlenmeye başlar) Ha, ha, ha. Karnından destek alacaksın. Göbek
atar gibi.
Kız
göbek atar gibi yapıp ses çıkarmayı dener, ama yine yanlış okur. Ender Bey
sinirlenir.
Ender
Bey_ (Stüdyonun içinde, aynısı salonda da olan bir monitör açılır.) Ha
ha ha. Bak, resmi görüyor musun? Bu harfi doğru söylediğinde resim parlayacak. Bunca
zamandır çalışıyorsun. Bunu da söyleyemezsen her şeyi unut zaten, mahallene
dön. Senden hiçbir şey olmaz. Sabah programını falan, her şeyi unut.
Nazlı üzülür.
Gayretle çalışmaya devam eder. Ender Bey kızı kayıt odasında çalışır halde
bırakır, kapıyı kapar, salona geçer. Kendine bir viski koyar. Bir yandan da
salondaki monitöre bakmaktadır. Kayıt odasındaki ses duyulmamaktadır. Sadece
monitörden takip etmektedir çalışmayı.
Ender
Bey_ Bu sesi daha fazla
duyamayacağım. Başıma ağrılar girdi. Viski alır mısınız?
YP_ Hayır, teşekkürler.
Bence akıntıya kürek çekiyorsunuz. Gelin, iddiayı unutalım. Zavallının iddiadan
da haberi yok, sabah programına çıkacağım diye çalışıp duruyor. Bu kıza
yaptıklarınız bence insan haklarına aykırı bir hal alıyor gittikçe.
Ender
Bey_ Hayır, hocam. Bu kıza
ne kadar kızsam yeridir. Ben onu adam etmek için günlerdir uykusuz, gece gündüz
demeden çalışıyorum, oysa tembellik edip sıcak ve lüks bir evin tadını
çıkarıyor. Ayrıca sabah programı konusunu merak etmeyin. Kimseyi kandırmış
değilim. Her şey bittiğinde hala bunu istiyorsa, diksiyonunu düzelttiğim ve
bana minnettar olan yapımcı bir arkadaş var, onunla tanıştırırım. Beni kırmaz.
O günleri görebilirsek tabii.
Ender
bey kendini koltuğa atar. Bir yandan da monitöre bakmaktadır. Kız içerde
çalışırken monitör parlamaya başlar. Ender Bey önce gözlerine inanamaz, sonra
ayağa kalkar ve kayıt odasının kapısını açar.
Nazlı_ Ha, ha, ha. (Ender Bey’e
ümitle bakar) Ha, ha, ha. Hakkari ve Hatay’da yazın hava hep sıcak olur.
Ender Bey_ (kayıt odasına girer) Bir daha söyle bakayım.
Nazlı_ Hakkari
ve Hatay’da hava yazın hep sıcak olur.
Y.P. de
odaya gelir.
Nazlı_ Hakkari ve Hatay’da hava yazın hep sıcak
olur.
(Bu
ritmik bir şekilde bir göbek havasına dönüştürülebilir. Hocalar el çırparak
kıza destek verebilirler. Kız göbek atarak bu ritimde cümleyi tekrarlayabilir.
Bir darbuka buna eşlik edebilir.)
Sahne
kararır.
2. Perde
1. Sahne
Başka bir
gün, kıyafetler farklı. Kız kayıt odasında çalışmaktadır.
Nazlı_ Erzurum ve Erzincan’da
kışın ekseriya eksi dereceler görülür. Challenge, time schedule, adaptasyon,
senkronizasyon... (2şer kere söyler.)
Ender
Bey bilgisayar başındadır. YP. Gelir.
YP._ Evet,
nasılız bugün?
Nazlı_ Teşekkür
ederim, efendim. Siz nasılsınız?
YP._ Ben
de iyiyim, kızım. (Ender Bey’e takdir eder şekilde bakar.)
Prof_ Nazlı, sen hazırlan
istersen. Aysu Hanım birazdan gelir, alışverişe çıkarsınız.
Nazlı
başıyla onaylayıp içeri gider.
YP_ Ne
alışverişi bu?
Ender
Bey_ Nazlı’nın kokteyl
için kıyafete ihtiyacı var, biliyorsunuz. Pek zamanımız kalmadı. Eh, ben de
kadın elbisesinden anlamam. Bu konuda ona en iyi yardımı, bir moda yazarı
olarak Aysu’nun vereceğini düşündüm.
YP_ Hm.
Ender
Bey_ Hem, artık bir deneme
yapmamızın zamanı geldi bence. Yani kokteylden önce.
YP_ Güzel
düşünmüşsünüz. Hep evde çalıştı. Biraz insan içine çıkmalı.
Ender
Bey_ Aysu’ya deneyimizden
bahsettim, çok ilgilendi. Nazlı’yı görmek için sabırsızlanıyor. Tabii kıza
deneyden haberdar olduğunu belli etmeyecek. Anadolu’dan yeni gelmiş uzak bir
akrabammış gibi davranacak. Biraz alışveriş yapsınlar, ne bileyim cafelerde
falan otursunlar diyorum. Aysu bir kaç arkadaşını da çağıracak. Nazlı biraz sosyalleşir,
bu ortamlara alışır, kokteylde de çok yabancılık çekmez. Böylece kendine güveni gelir diye düşünüyorum.
YP_ Katılıyorum. İyi
bir alıştırma olur. Bu arada Aysu’yu çıkaramadım, kimdi o?
Kapı
çalınır.
Ender Bey_ Hah, Aysu’dur bu, görünce
hatırlayacaksınız.
Aysu
gelir. Ender Bey’i öper. YP.’un elini sıkar
Ender Bey_ Merhaba, canım. Hocamızı
tanıyorsundur.
YP_ Nasılsınız?
Aysu_ Mersi,
siz?
YP_ Teşekkür
ederim, ben de iyiyim.
Aysu_ Ee, nerede bakalım
yaban gülü? (Güler) Yerli film
tadında bir olaya girmişsin, bravo Valla. Kafasında kitapla yürüme alıştırması
da yaptırdın mı kıza?
Ender
Bey amma da yaptın der gibi bakar, güler.
Ender Bey_ Nazlı!
Nazlı
gelir. Aysu kızı süzer, biraz bozulur, ama belli etmez.
Ender
Bey_ Bak, seni kiminle
tanıştıracağım. Aysu hanım benim çok eski dostumdur. Sana kıyafet seçme
konusunda yardımcı olacak. Kendisi moda yazarıdır.
Nazlı_ (elini sıkar) Çok memnun oldum.
Aysu_ Ben de.
Prof_ Nazlı
da benim Hatay’dan uzak bir akrabam. (Aysu’ya
göz kırpar)
Aysu’cuğum, bir şey alır mıydın,
çay, kahve?
Aysu_ Hayır, teşekkürler.
Bence bir an önce çıkalım. Akraban İstanbul’u merak ediyordur. (Kıza belli etmeden Ender Bey’e göz kırpar.)
Görüşürüz. (YP’e ) İyi günler.
YP_ İyi
günler.
Ender Bey_ İyi eğlenceler.
Kızlar
sahneden çıkar.
YP._ Aysu eski kız
arkadaşınız değil mi? Görünce hatırladım. Sorun yaratmasın? Kadınları
bilirsiniz.
Ender
Bey_ Yok canım, ne sorunu.
Benden bir beklentisi yok ki artık, hem onu mu kıskanacak? (güler)
YP._ Başkaları da gelecek
demiştiniz. Onlar nasıl birileriymiş? Kızı hor görmesinler.
Ender
Bey_ Aysu işyerinden birkaç
arkadaşını çağıracak. Çok önemsenecek bir durum değil. Baktılar Nazlı pot
kırmaya başladı, cepten çağrı aldım diyip kaçarlar. Bence büyük sınav öncesi
ona çok iyi gelecek bu alıştırma.
YP._ Bu
kızcağız için hayırlısı olsun da, hadi bakalım.
Sahne
kararır.
2. Sahne
Şık bir
sokak. Aysu ve Nazlı bir dükkândan çıkıp diğerine girer. (Müzik eşliğinde
olabilir, müziği sokak çalgıcıları çalabilir.) Konuşup gülüşen insan sesleri
duyulmaktadır.
Aysu_ Tüm alışverişi
tamamladık bence. Biraz dinlenmeye ne dersin?
Nazlı_ Tabii,
çok iyi olur.
Aysu_ Şu cafede oturalım.
Birazdan birkaç arkadaşım da gelecek. Azıcık çene çalarız.
Cafe’nin
dışardaki masalarından birine yerleşirler. Garson gelir.
Aysu_ Bana
bir Americano lütfen. Sen ne alırdın?
Nazlı_ Ben de zahmet olmazsa
bir Macchiato rica edeyim lütfen. Bir dilim de çikolatalı pasta lütfen. Şu
resimdekini istiyorum. (Menüyü gösterir) Teşekkür ederim.
Aysu_ Kokteyle çok uygun bir
kıyafet aldık bence. Ayakkabı ve çantan da harika. (Paketten çıkarıp çantaya bakar.) Ender ağabeyin seni çok seviyor
olmalı. Senin için bu kadar para harcadığına göre.
Nazlı_ Eksik olmasın, çok
cömerttir. Size de çok teşekkür ederim. Alışverişe yardım ettiğiniz için.
Aysu_ Lütfen, şekerim, bana
siz demene gerek yok. Kendimi çok yaşlı hissediyorum. (güler)
İçecekler
gelir.
Nazlı_ Mersi,
teşekkür ederim. (çayı ve pastayı alır) Zahmet oldu.
Aysu_ Yalnız kilona pek
dikkat etmiyorsun galiba. Böyle pastalar falan. Bak, sonra sığamazsın kokteyl
elbisesinin içine. Örneğin ben haftada 3 gün gym’e giderim. Pilates’imi de ihmal
etmem. Ardından da sauna ve şok havuzu tabii.
Kız
anlamaz gözlerle bakar. Aysu sinsice güler.
Arkadaşlar
gelir. Bir kız, bir erkek olabilir. Erkek, 1. sahnede Nazlı’ya çarpan Cem’dir.
Ama Nazlı’yı tanımaz.
Aysu_ (Tanıştırır. Herkes el sıkışır.) Cem, kardeşi
Deniz, Nazlı.
Cem_ Garson,
iki limonata.
Aysu ve
Deniz kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Aysu Deniz’e yeni aldığı eşyaları
gösterir. Limonatalar gelir.
Cem_ Sizi bir yerden
tanıyor gibiyim. Üniversiteyi Colorado’da mı okudunuz?
Nazlı_ (Şaşkın şaşkın Aysu’ya
bakar, ama Aysu oralı olmaz.) Şey, hayır.
Cem_ Çok
garip, sizi daha önce mutlaka görmüş gibiyim.
Aysu_ Cem’ciğim,
Nazlı Ender’in Hatay’dan akrabası.
Cem_ Ender
Hoca’nın Hatay’da akrabaları olduğunu bilmiyordum.
Nazlı_ Evet, şey, uzaktan
akrabayız. (biraz durur) Hatay ve Hakkari’de havalar yazın hep sıcak olur.
Aysu sinsice
güler.
Cem_ Çok ilginç. Oralara
gitmek gerek aslında. Memlekette ne ilginç yerler var da biz bilmiyoruz.
Nazlı_ Erzurum ve
Erzincan’daysa kışın ekseriya eksi dereceler görülür.
Cem_ Oo, bütün Doğu’yu
gezmişsiniz. Ne güzel. Gezginlik aslında benim de içimde var. Rafting için
mutlaka Doğu’ya gideceğim. Belki, yani siz de oraları iyi bildiğinize göre,
belki bana eşlik edersiniz, ha?
Nazlı_ (kararsız) Olabilir
tabii. Neden olmasın. Orada adaptasyon
sorunu yaşamamanız için elimden geleni yaparım.
Cem_ Pasta
güzel mi?
Nazlı_ Evet. (Argo bir kelime söyler.)
Cem_ (güler) Afiyet olsun. Sizin
oralarda gençler argonun kralını biliyor desenize. Böyle sözleri kimden
öğrendiniz?
Nazlı_ Babamdan. (biraz
şaşırmıştır, Aysu’ya bakar, ama Aysu istifini bozmayınca bir sorun olmadığını
düşünür)
Cem_ Eminim
çok muhterem bir beydir kendisi.
Nazlı_ Ayyaşı tekidir aslında.
Üvey anam olacak cadının sözünden çıkmaz, ama iyi adamdır. (Başka argolar da kullanır. Bu arada
Deniz şaşkınlıkla Nazlı’yı dinlemekte, arada Aysu’ya soran gözlerle
bakmaktadır. Aysu ise olaya hiç müdahale etmez ve pis pis güler. Cem ise kızı
hayranlıkla gülümseyerek seyretmekte ve kızın espri yaptığını düşünmektedir.)
Cem_ Kızlar, ne zamandır
böyle kocaman bir dilim pasta yiyen genç bir hanım görmemiştim. Sürekli diyet
yapmak gerekmiyormuş demek ki, bakın. Doğal olun siz de. Hep derim zaten,
doğallık en güzeli.
Deniz
ve Aysu biraz bozulurlar.
Deniz_ Sen
kendi işine bak, Cem.
Nazlı’nın
kendine güveni gelmiştir. Etrafı seyretmekte ve çok mutlu görünmektedir.
Bir
Çingene kadın yaklaşır.
Çingene kadın_ Fal bakayım mı bayanlar?
Garson,
kadını uzaklaştırır.
Aysu_
Ay, bunlar da bir
musallat oldu mu gitmezler canım. Çantalarınızı sağlam bir yere alın, neme
lazım. (Nazlı’ya kötü bir bakış fırlatır.
Gerçeği bildiği anlaşılmıştır. Nazlı allak bullak olur, ama bir şey söylemez.)
Cem_ Hatay’da
ne işle uğraşıyorsunuz? Öğrenci misiniz?
Aysu_ Çiçek
işiyle uğraşıyorlar. Değil mi canım?
Nazlı
donakalır.
Cem_ Botanikçisiniz demek. Çok
hoş. Buradaki kızlardan çok farklısınız zaten. Lütfen yanlış anlamayın. Şey,
Ender Hoca’nın evinde mi kalıyorsunuz?
Nazlı_ Evet.
Cem_ Müsait bir zamanınızda
isterseniz size İstanbul’u gezdirebilirim.
Nazlı_ Ben de
çok isterim, teşekkür ederim.
Cem_ Karşılığında siz de
bana Hatay’ı gezdireceksiniz ama. Neydi, (argo kelimeyi
tekrarlar.) olur. Süper ya. (güler)
********
Fonda
sokak çalgıcılarının melodisi duyulmaktadır.
Sahne
kararır. Dekor değişirken müzisyenler uzaklaşır ve müzik uzaklaşarak biter.
3. Sahne
Profesörün
evi. Kutular açılmış, Ender Bey ve YP. giysi ve aksesuarları kontrol
etmektedir.
YP._ Aysu
güzel kıyafetler seçmiş doğrusu. Aferin kıza, zevkliymiş.
Ender
Bey_ Bu konuda ondan
başkasına güvenemem. Nazlı’yı bir de kuaföre yolladık mı, epey eli yüzü düzgün
hale gelecek.
Nazlı
masanın başında oturmuş yüzü seyirciye dönük ve üzgün olarak oturmaktadır.
Profesörler kendisinden bir eşya, bir denekmiş gibi bahsetmektedirler ve
Aysu’nun ard niyetli davranışı zaten kendine güvenini tamamen kırmıştır.
YP._ Sen
ne dersin, kızım? Kıyafetlerini beğenmedin mi?
Nazlı_ Çok
güzeller, teşekkür ederim.
Profesörler
birbirlerine anlamaz gözlerle bakarlar.
Ender
Bey_ Anlıyorum,
heyecanlısın. Büyük güne az kaldı. Ama Aysu cafe’de ortama çok rahat uyum
sağladığını söyledi. Her şey yolunda yani. Korkacak bir şey yok.
Nazlı_ (Sesi soğuktur) Eksik olmasın.
Prof_ Bir tek...(güler)...(argo
kelimeleri söyler) biraz
şaşırtmış milleti, ama olacak o kadar. Gençler zaten hep böyle konuşuyor.
Nazlı_ Sizi utandırdığım için
özür dilerim. Hiçbir zaman sabah programına çıkamayacağım. Ben bunu anladım.
Olmuyor işte. O ortama alışamıyorum.
Prof_ Saçma sapan konuşma.
O ortam bu ortam. Küfretme, kontrolü de kaybetme yeter. Kokteyldekilerin çoğu
benim öğrencim. Onlar da bu yollardan geçti. Hem, elit görünmek için birkaç
yabancı kelime kullanırsın. Hani çalıştıklarımız, challenge, time schedule falan
gibi. Tabii yerinde kullan, en önemlisi o.
YP._ (ayağa kalkar) Çok
rica ederim, o yapmacık Türkçe’yi konuşturmayın bu kıza. Bin tane yabancı
kelime... Ya da sanki başka dilden tercüme eder gibi konuşuyorlar. Mesela
“bugün iyi hissediyorum” diyorlar, feels good
gibi. “Kendimi iyi hissediyorum” demek gerek. Ama kimse
hatırlamıyor böyle şeyleri. Herkesin hafızası mı silindi ne. Ya da “sana
dönerim”, çok kızıyorum o lafa, nereni dönersin demek geliyor içimden.
Ender
Bey_ (Gülmekten kendini alıkoyamaz.) Sinirlenmeyin üstadım, ama artık
genç elitler hep böyle konuşuyor. Hem yabancı ülkede eğitim almış falan
diyeceğiz, nasıl ispatlayacağız bunu?
YP._ Hayır, lütfen.
Kesinlikle bunu kabul edemem. Düzgün Türkçe dediğiniz bu mu? Lütfen, bildiğimiz,
savunduğumuz klasik Türkçe’yi konuşsun. Veya bırakın, kendi bildiği şekilde
konuşsun. En azından daha özgün. Bu konudaki hassasiyetimi biliyorsunuz.
Ender
Bey_ (Güler.) Peki, hocam, peki. Sizin hatırınız için ona bugüne kadar
öğrettiğim en arı Türkçe’yi öğreteceğim. Umarım bu kadar kısa sürede bu işin
üstesinden gelir.
Kapı çalınır.
Hizmetçi_ Cem adında
bir genç, Nazlı’yı görmek istediğini söylüyor.
Ender
Bey’lar birbirlerine bakar.
Nazlı_ Kimseyle
görüşecek halde değilim.
Ender Bey_ Nazlı Hanım rahatsız, müsait
değil diyin lütfen.
Hizmetçi
çıkar. Birazdan tekrar gelir. Elinde çiçekler vardır.
Hizmetçi_ Bunları Nazlı hanıma verin
diye ısrar etti.
Nazlı
çiçeğin üzerindeki kartı sesli okur.
Nazlı_ Tanıdığım en (güzel, hoş anlamında kızın kullandığı argolardan birini
yazmıştır) hanıma. Sizi kapınızın önünde bekleyeceğim.
Ender
Bey yüksek sesle güler. Nazlı ümitsizce iskemleye oturur. Başı ağrımaya
başlamıştır.
Sahne
kararır.
4. Sahne
Kokteyl.
Bir köşede canlı müzik olabilir. Biraz sonra YP., arkasından Prof ve yanında
Nazlı gelirler. En son Nazlı sahneye girmeli. Sosyetik bir çift yanlarına
gider. Ellerini sıkarlar.
Ömer bey _ Hocam,
hoşgeldiniz. Nasılsınız? Hanımefendi.
Ender
Bey_ İyi akşamlar. Klübümüzün
başkanı Ömer Bey, eşi Nadire Hanım, Nazlı Hanım.
Nazli_ Memnun
oldum, efendim. Nasılsınız.
Nadire hn._ Memnun
oldum. Siz nasılsınız?
Nazlı_ Mersi.
Nadire
hn_ Sizi klüpten
arkadaşlarla tanıştırmak isterim. Buyurmaz mısınız?
Nazlı Ender
Bey’e bakar, gitmesine izin veren bir işaret verir. Nazlı kadınların olduğu bir
gruba gider.
Ömer
bey_ Hocam, bu güzel
hanımefendiyi ilk defa görüyorum. Yoksa yeni hanım arkadaşınız mı?
Ender
Bey_ Hayır, hayır. Kendisi
uzaktan akrabam olur. Aynı zamanda uzman bir botanikçi. Portekiz’de eğitim gördü.
Uzun süredir Doğu Anadolu’nun florasını inceliyordu. Yeni yazlığımın bahçesi
için fikir vermek için gelmişti İstanbul’a. Sizin kokteyl de tam rastgeldi, onu
da getireyim dedim.
Ömer
Bey_ Oo, ne güzel. Ne iyi
etmişsiniz. Bizim bahçe için de birkaç fikir alayım kendisinden.
Adam diğer
misafirleri karşılamak için izin isteyip gider. O sırada YP Ender Bey’in yanına
gelmiş, sürekli bir fırsatını bulup bir şeyler söylemeye çalışmaktadır.
YP_ Size kötü bir
haberim var. Hemen buradan gitmelisiniz. Yani daha doğrusu Nazlı bir an önce gitmeli.
Ben eve götüreyim onu en iyisi.
Ender Bey_ Niyeymiş o?
YP.
Eliyle yeni gelmiş bir misafiri gösterir.
Ender Bey_ Oo, kambersiz düğün olmaz
tabii.
YP_ Bu adamla Nazlı’yı
karşılaştırmamalıyız. Ben iddiadan vazgeçiyorum. Bu rezalete izin veremem. Bu arada
bu adam niye sizi nerede görse peşinizden koşup duruyor?
Prof_ Uzun hikâye. Yıllar
önce ona diksiyon dersi verip cemiyet hayatına girmesinin yolunu ben açmıştım.
Daha sonra magazin gazeteciliğinde ünlü olunca, diksiyonunu düzelttiğim sosyetik
kişiler hakkında benimle röportaj yapmak istedi. Tabii bunu yapsam hazine
bulmuş gibi olacak, herkesin sırlarını açık edecekti. Ama ben mesleki ahlak
gereği bunu kabul etmedim. Hala o hayalle yaşar. Gördüğü her ünlünün
diksiyonunu analiz edip geçmişine ulaşmaya çalışır. Eh, dedikodunun alasını
yazmış olacak tabii.
Gazeteci
yanlarına yaklaşır.
Gazeteci_ Hocam,
sayın hocam nasılsınız? (Sarılır, öper) Ne zamandır görüşmedik.
Ender
Bey_ Yaa,
evet.
Gazeteci_ Dil
koçluğunuz nasıl gidiyor? Hala CEO’larla mı çalışıyorsunuz?
Ender
Bey_ Paramı kim öderse
onlarla çalışıyorum.
Gazeteci_ Sizin
paranızı ödemek için artık en az CEO olmak gerek. Ben şanslıymışım, sizinle
çalıştığım zamanlar bu kadar ünlü değildiniz.
Ender
Bey_ Yaa, hımm. (Başka
taraflara bakınır. Adamın gevezeliğinden sıkılmıştır)
Gazeteci_ Hocam,
yanınızda çok hoş bir hanımefendi gördüm. Beni onunla tanıştırmayacak mısınız?
Ender
Bey_ Öncelikle kız
arkadaşım değil. Sizden korkulur da, onun için belirteyim dedim.
Gülerler.
Gazeteci_ Bunu
duyduğuma çok sevindim. Birincisi, benden korkulması hoşuma gider. İkincisi de
böyle güzel bir hanımın yanındaki her erkeği kıskanırım.
Cem
partiye gelir. Nazlı’yı görüp hemen yanına gider. Elini öper. Ayrı bir köşede
konuşmaya başlarlar.
Cem_ Gönderdiğim
çiçekleri aldınız mı?
Nazlı_ ......ı mı (çiçek ismi söyler) ?
Evet, teşekkür ederim. En sevdiğim çiçekler ...dir.
Cem_ Peki
gönderdiğim notu aldınız mı?
Nazlı_ Evet.
(güler) Kapıda bekleyeceğinizi söylemişsiniz.
Cem_ Bekledim de. Ve bekleyeceğim.
Benimle birşeyler içmeye, ya da ne bileyim bir yürüyüş yapmaya çıkana kadar
kapınızda bekleyeceğim.
Nazlı
güler.
Cem_ Nostaljik davrandığımı
düşünüyorsunuz, değil mi? Sanki 19. yy. Londrası’nda
yaşıyormuşuz gibi. Böyle davranışların o zamanlarda kaldığını düşünebilirsiniz,
ama bence sizin doğallığınız ve ışığınız da bu devrin insanlarından çok farklı.
Sanki bugüne kadar bir çiçek bahçesinde yaşamış gibisiniz.
Dans
müziği başlar. Çiftler dans etmeye başlamıştır. Ender Bey Nazlı ve Cem’i birlikte
görmüş ve bozulmuştur. Nazlı’nın yanına gider ve onu dans pistine götürür.
Ender Bey_ Bakalım bu dansları yapabilecek
misin?
Nazlı_ Ben
Çingeneyim, unuttunuz mu? Her dansı yapabilirim.
Gülerler.
Dans ederler. Biraz sonra gazeteci yanlarına gelir, Nazlı ile dans etmek
istemektedir. Bunu gören YP. Ender Bey’a bunu yapmaması için işaretler eder,
ama Ender Bey gazetecinin Nazlı’yla dans etmesine izin verir. YP.’nin yanına
gelir.
YP._ Siz delirdiniz mi?
Kurdun eline kuzu teslim edilir mi? Ya gerçeği anlarsa? Zaten adamın
hayalindeki haber bu. Ya gazeteye abuk sabuk şeyler yazar, kızı üzerse?
Ender
Bey_ Bence o kadar ümitsiz
olmayın. Ben eserime güveniyorum. Asıl sınav şimdi başlıyor. Challenge. İşte
bu! Ay, pardon, challenge dedim. (gülümser)
Sahne
kararır.
5. Sahne
Ender
Bey’un evi. Ertesi akşam. YP. gelir. Kapıyı Nazlı açmıştır. YP. elindeki
tableti sallar.
YP._ Tebrik ederim,
iddiayı kaybettiğimi memnuniyetle kabul ediyorum. Kokteylde yüreğim ağzıma
gelmişti, ama adam bakın köşesine neler yazmış.
Ender
Bey_ İnternetteki köşesine mi? Henüz bir şey okumadım. Verin bakayım.
Tabletten köşe yazısını okur. Bir kahkaha patlatır. O sırada Nazlı gelir. Mutsuzdur. Ama kimse onu
farketmez.
Ender
Bey_ Nihayet yalanımı
yakalamış demek. (Tabletten okur)
“Ender hoca, kokteylde eşlik ettiği bu hanımın gerçek bir İstanbul
hanımefendisi olduğunu neden gizledi? Bence onun kendi eseri olduğunun
sanılmasını istiyor. Böylece dil koçluğu kariyerini taçlandırmayı düşünüyor.
Ama benden kaçmadı. Bugüne kadar yurtdışında yaşadığı için olsa gerek, cemiyet
hayatında görmeye alışık olmadığımız bu hanımefendi, bence kesinlikle bir
saraylının torunu. Bu işin uzmanı olarak şunu söyleyebilirim ki, konuştuğu
Türkçe bugün bir kelaynak kadar az rastlanır cinsten.”
Kahkahalarla
gülerler. Birbirlerini tebrik ederler. Nazlı’yı gören olmaz.
YP._ Borcumu takdim
edeyim. (Bir paket uzatır.) Saat geç oldu, ama gazeteyi alır almaz size haberi
vereyim dedim. Şimdi gideyim. Sabah tekrar uğrarım. Tekrar tebrik ediyorum.
(elini sıkar) Yalnız söylemeden edemeyeceğim. Arı bir Türkçe için ısrar
etmeseydim, bu kadar başarılı olamazdık.
Ender
Bey_ Kesinlikle
katılıyorum, üstadım. Sizin supervisorluğunuz sayesinde oldu. Ah, şey, (güler)
yani yönlendirmeleriniz sayesinde. Yarın görüşürüz.
YP.
gider. Ender Bey neden sonra Nazlı’yı farkeder.
Ender Bey_ Sen ne dikiliyorsun orada?
Nazlı
cevap vermez.
Ender
Bey_ Nen var dedim, bir
şeye mi üzülüyorsun?
Nazlı_ İddia. Demek bu aslında
bir deneydi. (durur) Yerli
filmlerdeki gibi hani. Cahil çiçekçi kız bir hanımefendiye dönüşür...
Ender
Bey_ Tamam canım, ne var
bunda. Kendi aramızda masum bir iddiaya girdik. Seni yapımcılarla yine tanıştıracağım,
meşhur ve zengin olacaksın, merak etme.
Nazlı_ İddia, başarı, ve tabii
sizin yarattığınız eserler. Beni düşünen yok, değil mi? Önce ağzıma bir parmak
bal çaldınız, sonra da bana haber verme gereği bile duymadan benim üzerimden
iddiaya girdiniz. Ben bir denektim tabii. Şimdi yapımcıyla görüşecekmişsiniz de
meşhur ve zengin olacakmışım. Para mı teklif ediyorsunuz bana? Tabii ya, atın
bir beşlik, bir siftah edelim bey abi.
Ender
Bey_ Anlamıyorum. Derdin
ne senin? Öff, kadınlar işte böyledir. Ne yaparsan yap yaranamazsın. İstemezsen
yapımcıyla mapımcıyla tanıştırmam, deli mi ne. Zaten sana öğrettiğim diksiyon
altın bilezik değerinde. Sen ise teşekkür edeceğin yerde bir araba laf
ediyorsun.
Nazlı_ Dün akşam nihayet bitti
diye seviniyordunuz. Bitti. Benim de bir önemim kalmadı tabii. Artık Kuştepe’ye
döner, eski hayatıma devam ederim.
Ender
Bey_ İster öyle yaparsın
ister seni zengin biriyle evlenirsin, ne bileyim, bin tane şansın var artık.
Nazlı_ Ben bugüne kadar sadece
çiçek sattım, beyim. Kendim satılık değilim. Zenginle siz evlenin.
Ender
Bey başını tutar.
Ender
Bey_ Ne bu saçma sapan
gururlar? Of, başıma ağrılar girdi yine. Allah’ım niye dünyanın bütün arıza
insanları beni bulur?
Nazlı_ Deneyiniz başarıyla
sonuçlandığına göre hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Zahmet etmeyin. Deney
biter, denek gider. Yalnız kıyafetlerden üstümdekiler kalsın mı burada mı
bırakayım?
Ender Bey_ Saçmalama. Al hepsini. Ben ne
yapayım kadın kıyafetlerini?
Nazlı_ Bilmem,
belki bir deney daha yaparsınız, yeni denek giyer.
Ender
Bey_ Bana bak, birazdan beyefendiliği
falan unutup sana temiz bir sopa çekeceğim. Ne saçmalayıp duruyorsun deminden
beri? Yeter ya.
Nazlı
içeri gidip bir kutuyla döner.
Nazlı_ Bunlar
da takılar. Sonra çaldım sanılmasın.
Ender
Bey_ Bu zırvaları
dinleyecek değilim. Kutuyu masanın üstüne bırak, onlar kiralıktı çünkü. Kalanı
senin. Ben yatıp, sayende başlayan başağrımı geçirmeye çalışacağım. Bu arada
hanımefendinin sinirleri de yatışır umarım.
İçeri gider. Kapıyı çarpar. Nazlı
da odasına gider ve bir valizle gelip evden çıkar, gider.
6. Sahne
Evin önü. Cem beklemektedir.
Cem_ Nihayet
geleceğini biliyordum. Ne o? Bir yere mi gidiyorsun?
Nazlı_ Artık
bu evde yaşamayacağım. Rica etsem beni istediğim bir yere götürür müsün? Ama
hiç bir soru sormayacaksın.
Cem_ Sen
ne istersen, nasıl istersen öyle yaparım.
Nazlı_ O
zaman gidelim.
Cem_ Taksi,
taksi.
7. Sahne
Çiçekçiler.. Sabah erken saatler. İnsanlar kasalarla çiçek yerleştirmektedir.
Nazlı Cem’i arkada bırakıp tanıdığı insanların yanına yaklaşır. Onlar da
Nazlı’yı tanıdıklarını düşünürler, ama Nazlı yaklaşınca yanıldıklarını düşünüp
uzaklaşırlar. Yanına bir kadın gelir.
Kadın_ (Çingenece birşeyler söyler. Sonra
yanıldığını düşünür.) Kusura bakma hanımefendi. Seni birine benzettim.
Başka bir kadın_ Hanım
kız, sen bu saatte burada yalnız dolaşma. Bin bir taksiye. Buralar senin
alıştığın gibi yerler değil.
Nazlı’nın babası
gelir.
Baba_ O
senin züppe profesör demek şimdi de şu halimi görmen için seni yolladı buraya.
İnsafsız, vicdansız.
Nazlı_ Neler
söylüyorsun, baba? Hem bu kılık kıyafet?
Baba_ Bilmiyor musun? Git de hocana sor. Onun
eseridir bu halim.
Nazlı_ Sana ne yaptı?
Baba_ Ne
mi yaptı? Beni mahvetti. Arkadaşı olacak bir hocaya yolladı. Neymiş, insanları
ikna etmeyi en iyi ben biliyormuşum. Menagement workshop’u diyorlar. Ben ne
anlarım onların fan fin fonlarından. Ama öyle değil. Ender Hoca yolladı ya,
maaş bağladılar bana. Maymun gibi ortaya çıktım, millete şöyle yapın, böyle
yapın diye akıl öğrettim. Ne oldu, kırk yıllık mezarcı, oldu sana çakma
profesör. Benim mezarım kazıldı, kızım. Gaco gibi bir şey oldum senin anlayacağın.
İki arada kaldım. Ben de ne olduğumu anlamadım. Ama artık istediği zaman kafayı
çeken özgür Hayri gitti, işte karşında duran, sevgili hocanın yeni eseri geldi.
Nazlı_ Bırak
o zaman o işi. İstemiyorsan niye çalışıyorsun hala o hocanın yanında?
Baba_ O
iş öyle olmuyor, kızım. Hem üvey annen gözümü oyar. Kadın haftada bir berbere
gitmeye, alışveriş yapıp durmaya alıştı bir kere. Hem ben de geri dönemem. Anlarsın
işte.
Nazlı_ Demek
sana da aynısını yaptı.
Baba_ Ama
seni tam bir hanımefendi yapmış. İyi işte. Bir de iş bul kendine. Ya da koca
bul daha iyisi. Görüyorsun, benden hayır yok artık. Sen bari hayatını kurtar. Haydi,
bana eyvallah.
Nazlı çevreye bakınır. Kimsenin kendisini tanımamasından dolayı
üzgün, kendini beklemekte olan Cem’in yanına gider ve sahneden çıkarlar.
8. Sahne
Ender
Bey’un evi. Ender Bey sabahlığıyla salondadır. Hizmetçi kızla konuşmaktadır.
Ender Bey_ Ne demek gitmiş? Hiçbir not
yazmamış mı?
Hizmetçi_ Hayır efendim. Eşyalarının bazılarını
almış sadece. Bir de şu kutuyu bırakmış giderken. (mücevher kutusunu gösterir)
YP.
gelir.
YP._ Ne
oldu? Apar topar çağırdınız beni sabahın köründe.
Ender Bey_ Hocam, kız kaçtı. Şimdi ne
yapacağız?
YP_ Nazlı
mı?
Ender
Bey_ Evet. Eşyalarını da
alıp gitmiş. Mücevherleri bırakmış tabii. Not bile yazmamış. Hemen polise haber
verelim.
YP_ Polis mi? Nesi
olarak aratacağız kızı? Magazin basınında çıkacak haberleri düşünmek
istemiyorum.
Ender
Bey_ Off. (Kendini koltuğa atar.) O zaman onu ilk
gördüğümüz yerdeki çiçekçilere soralım. Onlar evini bilirler belki. Ya da ne
bileyim, gecenin bir saatinde nereye gider ki bu kız?
YP_ Haydi, siz hazırlanın da bari, çiçekçilere bakalım.
9.
Sahne
Şık sokak, cafeler. Ender Bey kızı
aramaktan yorgun halde bir cafeye gelir.
Cafe
sahibi_ Oo, hocam. Hoş
geldiniz, şeref verdiniz. Tam zamanında geldiniz. Son yıllarda dünya müziği
moda diye biz de bu Roman grubu getirdik. Müziklerine bayılacaksınız.
Adamın elini sıkar. Cafe sahibi onu
önde bir masaya oturtur. Üzgün bir ifadeyle orkestrayı dinler. O sırada yorgun
bir şekilde (elinde valizi olabilir) Nazlı oradan geçmektedir. Nazlı’yı görmez,
ama kız onu görür. Arka tarafta bir masaya oturup Ender Bey’i gözlemeye başlar.
Ender Bey garsondan kahve ister. İçerken müzisyenlere para verir. 2. Perde 2.
sahnedeki falcı kadın geçmektedir. Onu yanına çağırır. Nazlı şaşırır.
Falcı_ Fal
mı bakayım beyim?
Ender Bey_ Evet, lütfen.
Falcı_ Bitir
kahveni de kahve falı bakayım.
Dükkân sahibi falcıyı kovalamaya
kalkar, Ender Bey engeller. Kadın fala bakar. Bu sırada müzik devam eder ama
biraz kısılır.
Falcı_ Senin yüreğin
kabarmış. Sevdiceğin bırakmış seni. (başka neler
diyebilir?)
Ender
Bey_ (Üzgün bir şekilde) Doğru bildin. Meğer ne kadar yalnızmışım.
Falcı_ Evin
bomboş kalmış. Kalbin de. (Birşeyler daha der)
Ender
Bey_ (Biraz çekinerek) Onun nerede olduğunu görebilir misin?
Falcı_ (Fincana bakar) Seni bırakmış ama uzakta değil gibi. Çok yakınında,
bak. (Fincanın içini gösterir, adam
bakar.)
Kız konuşulanları duymakta ve
sevinmektedir. Kalkıp Ender Bey’in yanına gelir.
Nazlı_ Ailen kısmen
İstanbul’lu, kısmen de İzmir’li. Ama sen doğma büyüme Nişantaş’lısın. Seni 1
ayda adam ederim, ama çok çalışman gerek. Anlaştık mı?
Ender
Bey ayağa kalkar, mutludur. Canlı müziğin sesi artar. Sahne kararır.
(Selam
sırasında müzik devam edebilir.)
SON
Yorumlar
Yorum Gönder